Yapay Seleksiyondan Doğal Seleksiyona Geçiş

Darwin’in “doğal seleksiyon” (natural selection) fikrine ulaşmasında, Malthus’tan aldığı etkiler kadar hayvan yetiştiricileri üzerinde yaptığı gözlemler de etkili olmuştur. Gerçi Malthus da hayvan ve bitki yetiştiricilerinin “yapay seleksiyon” (artificial selection) yolu ile tür içinde düzenlemeler yapmalarından bahsetmiştir; fakat o, Darwin’in aksine, bu yapay seleksiyonun belli sınırları olduğunu vurgulamıştır.[1] Darwin için ise yapay seleksiyon fikri çok önemliydi, o doğal seleksiyonu birçok defa yapay seleksiyon ile analoji kurarak temellendirmeye çalışmıştır ve Türlerin Kökeni kitabının ilk bölümünü bu konuya ayırmıştır. Hayvan yetiştiricisi istediği türün bireyini seçmekte ve gelecek nesli bu bireyden üretmektedir. Böylece türün içinde istediği özelliklerin nesilden nesile aktarılmasını sağlamaktadır.[2]

Bu, benzetmeye dayalı akıl yürütmenin (analojinin) bazı sorunları bulunmaktaydı. Bunlardan bir tanesi, “yapay seleksiyon”da hayvan yetiştiricisi, bilinçli şekilde istediği canlıyı seçmekte ve onun özelliklerinin genetik olarak aktarılmasını sağlamaktaydı. Doğada hayvan yetiştiricisinin oynadığı rolü neyin oynayacağını göstermek gerekmekteydi. Darwin’e göre doğada bu seçici etkiyi “var olma savaşı” gerçekleştirecekti; “var olma savaşı” Türlerin Kökeni kitabının üçüncü bölümünü oluşturur. Darwin, “var olma savaşı”nı, Malthus’un nüfus kuramından esinlenerek kendi kuramına monte etmiştir.

Bunun Darwin’i ulaştırdığı nokta “doğal seleksiyon”dur. Türlerin Kökeni’nin dördüncü bölümünün başlığı da budur. Darwin, ikinci bölümde canlılardaki çeşitliliğin (varyasyonların) doğa ortamında nasıl meydana geldiğini incelerken, varyasyonların oluşumunun temel prensiplerinin neler olduğunu beşinci bölümde ele alır. Varyasyonların olması doğal seleksiyon sürecinin işlemesi için önemlidir; varyasyonlar yoksa doğal seleksiyon işlemez.[3] Yeni-Darwinizm’de önceden oluşan varyasyon, çevrenin elemesine yakalanır veya yakalanmaz (en uygunun yaşaması), ama çevreye uymak için canlı kendi kendini (Lamarck’ta olduğu gibi) farklılaştırmaz.

Bazı bilim insanları, Darwin’in Türlerin Kökeni’ni ilk yazdığı dönemde yapay seleksiyon ile doğal arasından analoji kurduğunu; bunda, yapay seleksiyonu gerçekleştiren insanın yerine doğal seleksiyonda Tanrı’yı koyduğunu söylerler.[4] Daha sonraki dönemlerde Darwin bilinemezciliğe kaymış olsa bile, “doğal seleksiyon”un; en ünlü kullanıcısı tarafından bile, ateist bir mekanizma olarak görülmemiş olması önemlidir. Richard Dawkins gibi “Doğal seleksiyon doğanın kör saatçisidir; kördür, çünkü ileriyi görmez, sonuçları hesaplamaz, görünen bir amacı yoktur”[5] diyenler de vardır. Bu bakış açısına göre doğada birçok ucube varyasyon ortaya çıkmıştır, canlıları tasarımlı gibi algılamamızın sebebi ucubelerin elenmesidir. Fakat doğal seleksiyon mekanizmasının canlılar dünyasının oluşumunda önemine inanmanın ateizmle bir ilgisi olmadığını ifade eden birçok biyolog ve biyoloji felsefesi uzmanı olmuştur. Doğal seleksiyon mekanizmasının türlerin oluşumunda çok önemli olduğuna inanan birçok biyolog ve düşünür, Richard Dawkins gibi, doğal seleksiyonu canlıları oluşturan, “kör saatçi” olarak değerlendirmemişler;[6] bu mekanizmanın bu kadar verimli sonuç vermesini Tanrısal planın bir parçası olarak algılamışlardır.

Daha önce de görüldüğü gibi, Darwin ile beraber doğal seleksiyon ile türlerin oluşmasını savunan ilk iki kişiden biri olan Wallace, canlıların bilinçle oluşturulmuş bir sürecin ürünleri olduğuna (özellikle insan zihninin kapasitelerinin bunu gösterdiğine) inanıyordu. Wallace, ölen ve elenen canlıların en zayıflar olduğunu, hayatta kalanların en iyi beslenen ve düşmanlarından en iyi korunanlar olduğunu söyledi.[7] Wallace, doğanın nüfusu kontrol edici etkisini vurgularken, Malthus’tan, Darwin’in ondan etkilendiğinden daha çok etkilendiğini göstermektedir.

Wallace, yapay seleksiyon ile doğal seleksiyon arasında bir benzerlik kurulamayacağını söyleyerek Darwin’den ayrılmaktadır. Ayrıca Darwin gibi “seksüel seleksiyon”a özel bir yer ayırmaması da Darwin’den ayrıldığı diğer bir noktadır. Darwin, tavus kuşunun kuyruğuyla eşini cezbetmesini veya kavgada kendisini üstün kılacak kadar gelişmiş vücut yapılarıyla dişisinin beğenisini kazanan erkeği, “seksüel seleksiyon”un örnekleri olarak sundu. Bunda genelde “dişinin seçimi” (female choise) önemlidir; dişinin seçtiği erkek yeni döllere kendi özelliklerini aktarır.[8]

Wallace, doğal seleksiyon mekanizması ile insan beyninin oluşumunun anlaşılamayacağını, ancak bilinçli bir müdahale ile insandaki ahlaki kapasitenin oluşabileceğini söylerken, doğal seleksiyonu sınırlandırarak da Darwin’den ayrılır. “En uygun olanın yaşaması” Wallace’a göre de kanundur, farklılıklarına rağmen bu temelde Darwin’le aynı noktadadırlar.

Darwin’in çok önem verdiği yapay seleksiyonun aslında Evrim Teorisi açısından bazı güçlükleri de vardı. Hayvan yetiştiricileri, yıllardır inek, koyun, at gibi birçok hayvanla uğraşmaktaydılar, fakat hiç kimse yeni bir cinsin, familyanın ortaya çıktığına (yepyeni organların oluşması gibi büyük değişikliklere) tanıklık edememişti. Evrimin türler üzerindeki etkisi milyonlarca yıla yayılarak bu sorun çözülmeye çalışıldı.

[1]      Thomas Robert Malthus, An Essay on The Principle of Population, s. 163-172.

[2]      Charles Darwin, The Origin of Species, s. 98-100.

[3]      David C. Hull, Science and Selection, Cambridge University Press, Cambridge (2001), s. 54.

[4]      Robert Young, Darwin’s Metaphor: Does Nature Select?, ‘Monist Dergisi 59’, s. 442-503.

[5]      Richard Dawkins, Kör Saatçi, s. 25.

 

[6]      Richard Dawkins, Kör Saatçi, s. 7.

[7]      Alfred Russel Wallace, On The Tendency of Varieties to Depart Indefinetly from The Original Type, ‘Zoology Dergisi 3’, (1958).

[8]      Charles Darwin, The Descent of Man and Selection in Relation to Sex, (ed: Mark Ridley, ‘The Darwin Reader’ içinde), W. W. Norton And Company, New York (1996), s. 186-192.

 

Ortak Atadan Değişim Yoluyla Evrilme
Malthus'un Nüfus Teorisi ve Doğal Seleksiyon

Bir Cevap Yazın