Lamarck’ın Evrim Teorisi

“Lamarck’ın (1744-1829) Evrim Teorisi” denildiğinde akla gelen ile günümüzde “Evrim Teorisi” denildiğinde anlaşılan arasında çok ciddi farklar bulunmaktadır. Türlerin birbirlerinden değişerek oluştuklarını ifade eden detaylı bir biyolojik teoriyi ilk olarak ortaya koyma ayrıcalığı Lamarck’a aittir. O, önceden, uzun yıllar Linnaeus’u takip ederek türlerin sabitliği fikrini savundu.[1] Ancak 56 yaşına geldiğinde (1800) evrimci fikirleri savunmaya başladı ve 1809’da, 65 yaşında, en ünlü eseri Philosophie Zoologique (Hayvanbilimsel Felsefe’yi) yazdı.

Lamarck, evrim sürecinin yavaş aşamalarla gerçekleştiğini ve birçok nesil geçtikten sonra yepyeni bir türün oluştuğunu söyledi.[2] Evrim, ufak aşamaların zaman boyutu içerisinde birbirine eklenmesiyle gerçekleşen dikey bir aşamaydı ve bu yüzden hissedilemiyordu.[3] Canlıların kompleks ve mükemmel yapısı çok uzun bir zaman sürecinde oluşmuştu.[4]

Fosiller üzerinde çalışmalar arttıkça birçok türün yok olduğu anlaşıldı. Linnaeus’un etkisinde olan 18. yüzyılda bu sonuç kabul edilemezdi, çünkü Linnaeus’un yaklaşımının da etkisiyle türlerin başlangıçtaki şekil ve sayılarını koruduklarına inanılıyordu. Lamarck’ın çözüm önerisi; mevcut türlerin, yok olan türlerin evrimleşmiş hali olduğunu savunmaktı.[5] Böylece yok olduğu söylenen türler, evrimleşmiş yeni türler olarak varlıklarını sürdürdükleri için yok olmamış oluyorlardı.

Lamarck’ın sisteminde “Evrim Teorisi”, Tanrı’nın hikmeti ile özdeşleştirilmişti. Burada, türlerin yok olmasının Tanrı’nın hikmetine aykırı görülmesinin sebeplerinin ne olduğu sorulabilir. Birinci sebebin, canlıların varlığının sadece insanlara hizmet olduğunun zannedilmesi şeklindeki yanılgı olduğu söylenebilir; yok olan türlerin insanlara bir yararı olamayacağına göre, bu türlerin varlığı Tanrı’nın hikmetine aykırı bulunuyordu. Her şeyin sadece insan için yaratılmış olduğuna dair hatalı inanç, Tanrısal hikmet adına yanlış anlayışların oluşmasına yol açmıştır. Astronomideki Aristoteles-Ptolemaious sistemi ile biyolojideki Linnaeus’un sistemleri, bu yanlış önkabulden dolayı yanlış sonuçlara varan sistemlerin en önemlileridirler. Evrendeki oluşumları sırf insana hizmet gayesi ile sınırlamak Tanrısal hikmeti sınırlamak değil midir? İkinci sebep, Aristoteles’ten beri gelen “varlık skalası” fikri idi. Eğer bazı türler yok olmuşsa “hiyerarşik varlık merdivenleri”nde eksiklikler olacağı ve bunun Tanrı’nın mükemmel yaratışı ile uyuşmayacağı düşünülüyordu. Hatırlanacağı gibi “varlık skalası” anlayışında, her tür başka iki türün arasında yer alır, türler arası uçurumlar yoktur ve türler hiyerarşik bir sıralanmayla “varlık merdivenleri”nde belirli bir yere sahiptirler. Bu anlayışa göre eğer bu zincirin tek bir halkası olan bir tür bile çıkarılırsa sistem bozulur. Bu yüzden hiçbir tür yok olamaz. Böylesi zihinsel bir kurgu, Tanrısal hikmetle özdeşleştirilmiş ve doğadaki varlıksal (ontolojik) yapı ile karıştırılmıştır. Bazı türlerin yok olduğunun anlaşılmasıyla, bu sanal kurgunun sadece filozofların zihinlerinden çıkan bir hayal olduğu ortaya çıktı. Sonradan birçoklarının fark edeceği gibi Tanrısal hikmet ile türlerin yok olması arasında bir zıtlık bulmak suni bir sorundur. Tanrı’nın yaratışındaki hikmetleri, sadece insana hizmet veya insanın gözlemiyle sınırlamaktan doğan hatalar yanlış yargılara yol açmıştır. Lamarck bu suni soruna çare bulduğunu düşünüyordu.

Onun çağındaki ünlü muhalifi Cuvier (1768-1833), anatomi ve fosilbiliminde kendi döneminin en yetkin isimlerinden biriydi ve Lamarck’ı, “varlık merdivenleri”nde ilerleme (evrim) olduğunu söyleyen fikirlerinden dolayı eleştirdi. Canlılar dünyasında “hiyerarşik bir skala” olmadığını, canlılar dünyasının en aşağıdan en yukarıya dizilmeye uygun olamayacak kadar çok çeşitliliği içinde barındırdığını söyledi. Cuvier’in çağdaşları, onun, Lamarck’ın Evrim Teorisi’ni geçersiz kıldığını düşündüler.[6] Lamarck’ın, yeryüzünün, ufak ve yavaş değişimleri adım adım geçirdiğini düşünmesine karşılık; Cuvier, yeryüzünün, büyük değişimler (katastrofik) geçirdiğini savundu ve türlerin yok olması ile yeni yaratılışları bu değişimlere (Nuh Tufanı gibi) bağladı. Mısır’daki mumyalanmış hayvanlarla günümüz hayvanlarının aynı olmasını, türlerin sabitliğine ve evrimleşmenin türlerin yok olmasını önleyecek bir mekanizma olamayacağına karşı delil olarak kullandı.[7]

Lamarck, canlılara içkin olan ve onları kompleksliğe götüren bir eğilim olduğunu ve bunun, Yaratıcı’nın canlılara bahşettiği bir unsur olduğunu söyledi.[8] Görüldüğü gibi sistematik bir şekilde Evrim Teorisi’ni ilk ortaya koyan kişi olarak gösterilen Lamarck, Tanrı’nın planın eseri olan bir evrim görüşü savunmuştur. Lamarck’a göre en basit canlılar “kendiliğinden türeme” yoluyla oluşuyordu[9] ve daha sonra en kompleks canlılar baştaki bu “kendiliğinden türeyen” canlılardan evrimleşiyordu. İnsan en yüksek mükemmelliği temsil ettiği için canlılar insana yaklaştıkları ölçüde mükemmeldi.[10] İnsan, evrimin en son ürünüydü ve maymunumsu canlılardan evrimleşmişti.[11] Böylece Lamarck, Darwin’den önce maymunumsu canlılardan insanın evrimleştiğini açıkça söyledi. Descartes ve Buffon gibi dönemin Fransız felsefesinde ve biliminde etkin olan ve insanla hayvanlar arasına geniş bir uçurum koyan düşünürlere karşı Lamarck, insanla hayvanları evrimsel bir şemada birleştirdi.

Lamarck’ın Evrim Teorisi’nin günümüzde algılanan şekliyle Evrim Teorisi’nden önemli farklarından biri, onun bütün türler için “ortak bir ata”yı savunmamış olmasıdır. Buffon “kökensel türler”in, birçok türün “ortak ataları” olduğunu savunmuş, fakat evrim fikrini reddettiği için tüm türler için “ortak bir ata”yı reddetmiştir. Lamarck ise, kendiliğinden türeyen birçok basit canlı formlarından kompleks canlıların farklı evrimsel çizgilerde oluşumunu öngördüğü için “ortak bir ata” fikrine yabancıydı.[12]

[1]      Peter J. Bowler, Evolution The History of an Idea, s. 78.

[2]      Jean Baptiste Lamarck, The Zoological Philosophy, çev: Hugh Elliot, Macmillan, London (1990), s. 38-39.

[3]      Jean Baptiste Lamarck, The Zoological Philosophy, s. 30.

[4]      Jean Baptiste Lamarck, The Zoological Philosophy, s. 50.

[5]      Jean Baptiste Lamarck, The Zoological Philosophy, s. 49.

[6]      Theodosius Dobzhansky, Evolution, Genetics and Man, John Wiley and Sons, New York (1961), s. 224-225.

[7]      Peter J. Bowler, Evolution The History of an Idea, s.109.

[8]      Jean Baptiste Lamarck, The Zoological Philosophy, s. 60.

[9]      Jean Baptiste Lamarck, The Zoological Philosophy, s. 40.

[10]     Jean Baptiste Lamarck, The Zoological Philosophy, s. 71.

[11]     Jean Baptiste Lamarck, The Zoological Philosophy, s. 170.

[12]     Ernst Mayr, Toward A New Philosophy of Biology, s. 200.

 

Lamarck ve Sonradan Kazanılan Özelliklerin Aktarılması

Bir cevap yazın