İnsanın Soyunun Maymunumsu Canlılarla İlişkilendirilmesi

Darwin’in, canlıların ortak atadan evrimleştiklerini söyleyen teorisi, ortak bir noktadan dallanıp budaklanan bir soy ağacını ortaya çıkarıyordu. Bu yaklaşımın gündeme getirdiği belki de en temel sorun, insanın bu soy ağacının neresinde olduğuydu. Linnaeus’un canlılar sınıflamasında insan maymuna yakın bir yere konulmuştu. Morfolojik (dış-şekilsel) özelliklere dayanan bir sınıflamada, memeli olmalarından morfolojik özelliklerine kadar benzer birçok özellikleri olan maymun ve insanın birbirlerine yakın bir yere konulması beklenirdi; Linnaeus da öyle yapmıştı. Morfolojik benzerlikleri, ortak atadan türemenin delili sayan Evrim Teorisi’nin doğal sonucu da, maymun ve insanı ortak bir atadan türetip yakın akraba ilan etmekti. Darwin ve Huxley de öyle yaptılar, daha önce Lamarck da insanın maymunumsu canlılardan türediğini söylemişti.

Darwin’in, Evrim Teorisi’ni nasıl geliştirdiğini inceleyen uzmanların hemen hepsi, onun Türlerin Kökeni kitabında insanın maymunumsulardan evrimleştiğini hiç ileri sürmemiş olsa da, bu kitabı yazdığı dönemde de insanın maymunumsulardan evrimleştiği kanaatinde olduğunu söylerler. Morfolojik benzerlikleri, ortak atadan evrimleşmenin delili sayan ve Lamarck’ı okumuş olan Darwin’in o dönemde de bu kanaatte olduğu rahatlıkla tahmin edilebilir. Nitekim o, Türlerin Kökeni’nde, insanın köklerinin ve tarihinin aydınlatılması gerektiğini söylemişti;[1] ancak anlaşılıyor ki bu konuda gelebilecek tepkilere hazır değildi. Darwin, tüm dikkatine rağmen şimşekleri üzerine çekmekten kurtulamadı. Ama özellikle “Darwin’in Buldoğu” lakabını almış olan Thomas Henry Huxley (1825-1895), tartışmalardan kaçan Darwin’in yerine birçok tartışmada ön plana çıktı ve Darwin’den önce, İnsanın Doğadaki Yerine İlişkin Deliller (Evidence As to Man’s Place in Nature) adlı 1863’te yayımlanan kitabında, apaçık bir şekilde insanın maymunumsu bir atadan evrimleştiğini ileri sürdü.

Huxley, yerbilimci Lyell ve botanikçi Hooker gibi isimler ile beraber Darwin’e en yakın halkada yer alıyordu. Huxley, fizyoloji ve embriyoloji gibi biyolojinin dallarıyla uğraşıyordu. Darwin’in Türlerin Kökeni’nin ilk olarak yayımlanmasından bir yıl sonra, 1860’ta, Huxley, bu eserin, bir gün yanlışlığı ispat edilse bile çok değerli bir eser olduğunu, biyoloji alanında benzerinin bulunmadığını ve biyoloji ile beraber bütün bilimleri etkileyeceğini söyledi.[2] Onun bilinen en ünlü tartışması, Oxford’daki Britanya Cemiyeti’nde (British Association) yapılan bir toplantıda, Başpiskopos Samuel Wilberforce ile gerçekleşmiştir. Wilberforce, Huxley’e büyükbabasının mı büyükannesinin mi tarafından maymun soyundan türediğini sorar. Huxley, “maymun soyundan gelmeyi, hünerlerini anlamadığı bir teoriye saldırmak için yanlış bir şekilde kullanan biri olmaya tercih edeceğini” söyleyerek cevap verir. Huxley, Darwin’in yavaş ve sürekli bir evrimi öngören yaklaşımına karşı, canlıların evrimleşmesinde sıçramalar (saltation) olabileceğini savunarak Darwin’den ayrılmıştır.

1863’te yazdığı kitabında Huxley, Richard Owen’ın insan ve maymun beyni arasında var olduğunu ileri sürdüğü farklara cevap vermeye çalıştı. Darwin ise insan soyunu tartıştığı kitabı ‹nsan Soyu ve Cinselli€e Ba€l› Ay›klanma’yı ancak 1871’de, Türlerin Kökeni’nin ilk baskısından 12 yıl sonra yayımladı. Bu eserinde insanın, maymunumsu atadan (ape-like progenitor) evrimleştiğini ileri sürdü. İnsanın zihinsel özellikleri ve ahlaki yapısının bile doğal seleksiyona bağlı bir süreçle oluştuğunu savundu.[3] Darwin’in yaklaşımına göre insan ile maymun arasındaki fark, mahiyet farkı değil sadece derece farkı idi. Wallace, bu konuda Darwin’den farklı bir görüşe sahipti; kendisi ateşli bir doğal seleksiyon taraftarı olmasına rağmen, insan zihninin doğal seleksiyon ile açıklanamayacağını savundu.[4]

Doğal seleksiyona dayalı Evrim Teorisi fikrini ilk ortaya koyan iki kişiden biri olan Wallace’ın, insanın diğer tüm canlılardan mahiyet itibarıyla farklı olduğunu benimsemesi önemlidir. Bu, insan ile maymun arasında mahiyet farkı olduğunu söyleyenlerin mutlaka Evrim Teorisi’ni reddettiği veya Evrim Teorisi’ne inananların mutlaka insan ile maymun arasında derece farkı olduğunu savunmak zorunda oldukları şeklindeki genel önyargılara ters tarihsel bir olgudur. Görüldüğü gibi bir kişinin Evrim Teorisi’ne, hatta doğal seleksiyona dayalı Evrim Teorisi’ne inandığını söylemesi, canlıların kökenine dair tüm görüşlerini ifade etmemekte; aynı fikre inanan kişiler arasında felsefi açıdan önemli konularda farklar olabilmekte, bu ise genellemelerden kaçınmamız ve şahısların ortaya koydukları fikirleri birbirlerinden ayırarak analitik bir incelemeye tabi tutmamız gerektiğini göstermektedir.

Darwin’in yaklaşımında insan ile hayvan arasındaki uçurumun kapatılmasını, insanın ahlaki sorumluluğuna karşı bir tehdit ve insanın aşağılanması olarak algılayanlar oldu. Gerek Hıristiyanlığın ruh inancı, gerek Descartes ve Platon gibi felsefecilerin insan zihnini ayrı bir cevherle ile ilişkilendirip insan ile hayvan arasındaki ayrılığı mahiyet farkı olarak ele almaları, gerekse Buffon gibi ünlü biyoloji bilginlerinin de insan ile hayvan arasında kapatılamaz bir uçurum bulunduğunu söylemeleri, Darwin’in yaklaşımı ile uzlaşmaz kabul edildi. Her ne kadar Wallace gibi insan ile hayvan arasında mahiyet farkı olduğu fikriyle Evrim Teorisi’ni birleştirenler olduysa da; Evrim Teorisi’nin, insan ve hayvan arasındaki farkı bir derece farkına indirdiği görüşü genelde hâkim oldu. Fakat insan ile hayvan arasında sadece derece farkının bulunmasının, insanın sorumluluğu fikriyle ve dinlerin görüşleriyle bağdaşabileceğini savunan birçok düşünür, din adamı ve biyolog da oldu. Bu görüşe göre insanların ahlaki sorumluluk için mutlaka ayrı bir cevhere sahip olmaları (mahiyet farkı) gerekmiyordu; insan ruhu, insan varlığının maddi bütünsel yapısının sahip olduğu bir özellik olarak da algılanabilirdi. 19. yüzyılda yapılan bu tartışma, 20. yüzyılda da devam etti ve günümüzde de devam etmektedir. Evrim Teorisi’nin dinler ile ilişkisinin ele alınacağı ilerdeki bölümde bu konu da incelenecektir.

[1]      Charles Darwin, The Origin of Species, s. 458.

[2]      Thomas Henry Huxley, The Origin of Species, (ed: Michael Ruse, ‘But is it Science’ içinde), Prometheus Books, New York (1996), s. 109.

[3]      Charles Darwin, The Descent of Man and Selection in Relation to Sex, s. 180.

[4]      Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası, s. 38.

 

İnsanın Soyu, Seksüel Seleksiyon ve Duyguların İfadesi
Ortak Atadan Değişim Yoluyla Evrilme

Bir cevap yazın