Auguste Comte ve Pozitivizm

Evrim Teorisi’nin kabul edilmesinde önemli rolü olan paradigmanın en önemli unsurlarından biri pozitivizmdir. Auguste Comte (1798-1857) pozitivizmin kurucusu ve en ünlü temsilcisidir. Pozitivizm gerek 19. yüzyılın gerekse 20. yüzyılın en etkili felsefi sistemlerinden birisi olmuştur.

Bu felsefe her türlü metafiziği reddederken, bilimi metafiziğin yerine koymaya çabalar. Comte bilgi teorisindeki yaklaşımı açısından deneycidir; onun deneyciliği, metafiziği yok etmek için bir araçtır. Comte’a göre sadece olguları tasvir edebiliriz, ama doğa teologlarının yaptığı gibi bu olgulardan Tanrı’nın varlığını çıkarsayamayız veya erişilmez olan gayeci nedenlerle olguları açıklayamayız.[1] Bu yaklaşıma göre felsefe, olguları anlama işini -sadece olguların bilgisi meşrudur- tamamen bilimlere bırakacak, bu bilgilerin ötesine geçmeye çalışmadan sadece bilimin kapsamı, yöntemi ve sistemleştirilmesiyle uğraşacaktır. Comte, felsefenin ve tüm bilimlerin üç aşamadan geçtiğini söyler. Bunlar sırasıyla teolojik, metafizik ve pozitivist aşamalardır. Teolojik aşamada insanınkine benzer iradelerin evreni yönettiği düşünülür. Teolojik aşama; objelerin canlı kabul edildiği fetişizm, daha sonra her tanrının farklı bir hâkimiyet alanının olduğu çoktanrıcılık, en son da tektanrıcılık olmak üzere alt aşamalara ayrılır. Metafizik aşamada Tanrı insana benzetilmez, varlığın sistemli, geniş kapsamlı bir açıklaması yapılmaya çalışılır. Comte, eleştirilerini özellikle bu aşamaya, bu aşamanın Descartes gibi temsilcilerine yöneltir. Bu aşamayı, teolojik aşamanın basit bir dönüşümünden ibaret görür.[2] En sonunda pozitivizm aşaması gelmekte; bilim dinlerin yerini almakta ve insanlığın geçirdiği aşamalar bitmektedir. Görüldüğü gibi Comte’un tarih anlayışında “ucu kapalı evrim” fikri vardı, pozitivist aşamayla evrimsel süreç kapanmakta ve en mükemmel aşamaya ulaşılmış bulunulmaktadır.

Hegel ve Comte gibi felsefelerinde “evrim” kavramını merkeze oturtan iki düşünür canlıların evrim geçirdiğini hiç düşünmemişlerdir. 19. yüzyılda “evrim” kavramı; hem Hegel, hem Comte, hem Marx ile felsefede yaygınlık kazandı. Ayrıca sanayi devrimi ve bilimsel ilerleme ile zihinlerde sürekli ilerleme ve gelişme fikri yerleşti. Evrim Teorisi zihinlerde oluşan bu imgenin biyoloji alanındaki izdüşümünü verdiği için daha kolay kabul edildi. Bazıları bu teorinin ortaya konulmasını da zihinlerde oluşan bu imgeye bağlamaktadırlar; teorinin ortaya konulmasının bu imgeye bağlı olup olmadığı tartışılabilir ama bu zihinsel ortamın teorinin daha kolay kabul edilmesini sağladığında çoğunluk ittifak halindedir.

Bu noktada “evrim” kavramının 19. yüzyılda zihinlere yerleşmesini sağlayan en etkili isimlerden Comte’un, Lamarck’ın Evrim Teorisi’ni reddettiğini saptamak önem kazanmaktadır.[3] O, Evrim Teorisi’nin tam zıttı olan türlerin değişmediği görüşünü kabul ediyordu, hayvanların taksonomik sınıflaması gözlem yoluyla yapıldığı için, bunu pozitivist yöntemin başarısı olarak kabul ediyordu.[4] Bu, “evrim” ile “Evrim Teorisi”ni karıştırarak, evrende veya insan kültüründe saptanan evrimsel gelişme yüzünden canlıların evrim geçirdiği sonucuna mutlaka ulaşılacağını sananların hatasını gösteren önemli bir örnektir. Canlıların oluşumunu açıklayan Evrim Teorisi, fiziksel ve kültürel dünyadan farklıdır; bu teori biyoloji alanıyla ilgilidir. Fiziksel ve kültürel dünyada evrimi saptayıp Evrim Teorisi’ni delillendiremeyeceğimiz gibi, fiziksel ve kültürel dünyada evrim olmadığı sonucuna vararak Evrim Teorisi’ni yanlışlayamayız.

William Dembski, Darwinci Evrim Teorisi’nin, 19. yüzyılda yükselen değer olan pozitivizmle uyuştuğunu belirterek “Eğer Darwin olmasaydı pozitivistler onu icat etmeliydi” der.[5] Dembski, Evrim Teorisi dine karşıt olarak konumlandırıldığı için –benim de içinde olduğum birçok kişi böylesi bir konumlandırmayı reddetmiştir- ve de böylece pozitivizm ile aynı “düşman”a karşı ittifak ettirildikleri için bir yönüyle haklıdır. Comte’un çizdiği epistemolojik (bilgi teorisindeki) tabloya; Evrim Teorisi’nin, tekrarlanamaz (evrim tarihi tekrar edilemez) ve gözlemlenemez (tüm süreci ve canlılardaki büyük değişiklikleri kastediyorum) özellikleriyle ne kadar uyduğu tartışılmalıdır. Ayrıca Comte, biyolojinin matematiği kullandığı ve model aldığı ölçüde başarısızlıklarını gidereceği kanaatindedir.[6] Bu yaklaşım, fizikteki teoriler gibi matematiksel yasaları olmayan Evrim Teorisi için ciddi bir sorundur. (Bu bölümün ilerleyen sayfalarında Evrim Teorisi bilim felsefesi açısından incelendiğinde bu konuya dönülecektir.) Fakat fizikteki bir teoriden beklenen kriterleri biyolojideki bir teoriden de beklemenin ne kadar doğru olduğu ve Comte’un bu ayrımları başarıyla yapıp yapamadığı tartışılmaya muhtaçtır. Ayrıca Evrim Teorisi’nin, Tanrı’nın etkin olmadığı bir süreç olarak ele alındığı pozitivist yorumun sadece belli bir yorum şekli olduğu ve bu görüşe karşı pozitivizme zıt bir şekilde Tanrı’nın gerçekleştirdiği bir evrime inananların da zannedilenden çok daha fazla olduğu ilerleyen bölümlerde gösterilecektir.

Tüm bunlara karşın pozitivizm ile Evrim Teorisi’nin bazılarınca aynı paradigmada buluşturulmaya çalışılması, 19. yüzyılın koşullarının ve o döneme ait sosyolojik ortamın etkisiyle oluşmuş bir süreçtir. Thomas Kuhn’a kulak vererek; paradigmayı anlamak için, onu oluşturanları ve onun oluştuğu ortamı tanımak zorunda olduğumuza dikkat etmeliyiz.[7] Bunu ilerleyen sayfalarda daha ayrıntılı bir şekilde yapmaya çalışacağım.

[1]      Auguste Comte, Pozitif Felsefe Kursları, çev: Erkan Ataçay, Sosyal Yayınlar, İstanbul (2001), s. 38.

[2]      Auguste Comte, Pozitif Felsefe Kursları, s. 32.

[3]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 446.

[4]      Auguste Comte, Pozitif Felsefe Kursları, s. 62.

[5]      William Dembski, Intelligent Design, Inter Varsity Press, Illinois (1999), s. 84.

[6]      Auguste Comte, Pozitif Felsefe Kursları, s. 18.

[7]      Thomas S. Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı, çev: Nilüfer Kuyaş, Alan Yayıncılık, İstanbul (2000).

 

Darwin'in Yaşam Öyküsü: Doğumundan Türlerin Kökenine
Erasmus Darwin

Bir Cevap Yazın