William Paley ve Saat Ustası Analojisi

Hume’un ve Kant’ın tasarım deliline getirdikleri itirazlardan kısa bir süre sonra William Paley’in (1743-1805) yazdığı ünlü Doğal Teoloji (Natural Theology) kitabı, yazıldığı dönemde bu kanıt açısından başvuru kitabı oldu. Paley’in konuyu ele alış şekli Darwin’in de içinde olduğu birçok kişiyi çok uzun yıllar etkiledi.[1] Paley, doğadaki varlıkların gelişiminden çok yapısal özellikleri üzerinde durur. Doğada tasarımı ve gayeyi gözlemlediğimizi; var olan tasarımın Tasarımcı’ya işaret ettiğini söyler. Paley, sürekli olarak tasarımı vurgulamasına rağmen skolastiklerin yaklaşımıyla karıştırılmamak istediğini ve bu yüzden “gayesel sebepler” kavramını kullanmadığını söyler.[2]

Yunanlıların dünya görüşü organikti; bu görüş toplumla doğal dünya arasında benzerlik kurmaya (analojiye) dayanıyordu. 16. yüzyıldan sonra incelediğimiz gelişmelerin neticesinde dünyayı saat gibi gören mekanik görüş hâkim oldu ki bu görüş de aslında analojikti. Önceki yaklaşımda varlıkların bir gaye için yaratılmasına vurgu varken sonraki yaklaşımda var olan düzene dikkat çekiliyordu. Bazı felsefeciler bu ikisi arasında ayırım yapmak için birincisini “teleolojik delil” ikincisini “eutaksiolojik delil” olarak adlandırmışlardır.[3] (Bu kitap boyunca “tasarım delili” ifadesiyle “teleolojik delil” ifadesini birbirlerinin yerine kullandım, bu delilin düzene mi gayeyi mi atıf yaptığı hususunda bir ayırım yapmaya çalışmadım.)

Paley, eserinin başında, yerde bulduğu bir saatin nasıl orada olduğunu düşündüğü zaman ayağına çarpan bir taş için düşündüğünden daha farklı sonuçlara varacağını söyler. Saatin değişik parçaları bir amaç için konmuştur, bu parçalar düzenli bir hareketi gerçekleştirerek zamanı göstermektedirler. Bu parçalar değişik bir şekilde bir araya gelseler, ne saatin içindeki hareket gerçekleşir ne de saat bir işe yarar.[4] Paley’in analojisini güçlü kılan unsur, saatin kökenini bilmeye gerek duymadan, sırf saatin yapısından sonuca gidebilmesidir. Ayrıca, onun analizinde sırf bir organı ele alıp sonuca gitmek mümkündür. Kişi insan gözünü ele alıp sonuca gidebilir; ayrıca karaciğerin, akciğerin de incelenmesi gerekmez. Canlı organizma makineye benzetilir ve makinenin yapılma aşaması gözlemlenmese bile makinenin bir tasarımcısı olması gerektiğine dair benzetme ile canlıların da bir tasarımcısı olduğu anlatılmaya çalışılır. Paley’in bu argümantasyonuna karşı, Hume’un, canlılarla makine arasında analoji kurulamayacağı itirazı delil olarak gösterilir. Michael Denton, moleküler biyolojideki gelişmelerin Paley’i doğrulayıp Hume’u yanlışladığını söylemektedir. Canlı hücrelerin içinde mikro seviyedeki faaliyetleri gerçekleştiren yapılar, çok gelişmiş makinelere benzetilebilecek şekilde fonksiyonlara sahiptirler.[5] Paley, analojisini yaparken, canlıların karmaşıklıkta ve maharette, makinelerden çok üstün olduklarını da belirtmektedir.[6]

Paley, incelediğimiz saatin, ilaveten yeni saatler üreten bir mekanizmaya da sahip olduğunu düşünmemizi ister. Saat, başka saatler üretme yeteneğiyle daha da üstün bir makineye dönüşecek ve ustasının maharetini daha fazla sergileyecektir. Eğer daha üstün bir saat (saat oluşturan saat) gördükten sonra, saatin bir ustası olduğu kanaatimizi değiştirirsek hata yapmış oluruz. Daha üstün olan bir saatin ustasının sanatını daha çok takdir etmemiz gerekir; yoksa Paley’e göre ateistlerin düştüğü hataya düşmüş oluruz.[7] Bu analojisinde Paley, makineye benzettiği canlıların üreme faaliyetlerinin ateistleri şaşırttığına ve canlıların üreme faaliyetleri değerlendirildiğinde daha da üstün varlıklar olduklarının düşünüleceği yerde, canlıların kör tesadüflerle açıklanmaya çalışılmasına eleştiri getirmektedir. Paley’in bu örneğiyle beraber, doğal süreçlerin canlıları oluşturacak şekilde evrimsel bir mekanizmaya sahip olarak yaratılmasının ve böylesi evrimsel bir sürecin işletilmesinin daha üstün bir tasarım modelini ortaya koyup koymayacağı tartışılabilir.

Paley’in yaklaşımının bir avantajı da La Mettrie (1709-1751) gibi insanı tümden makineleştirip ruhu ayrı bir cevher olarak kabul etmeyenlerin yaklaşımından etkilenmemesidir. Paley’in yaklaşımına göre, ruhun ayrı bir cevher olup olmadığı ispatlansa da ispatlanmasa da zaten var olan deliller Tanrı’nın varlığını temellendirmeye yeterlidir. Paley, kulak ve göz gibi tek bir organdan bile sonuca gider.

Paley, Do€al Teoloji kitabının ikinci bölümünde astronomi açısından önemli yaklaşımlarda bulunur. Güneşin evrimleştiğini, bundan sonsuz ve durağan bir evren modelinin mümkün olmadığının anlaşıldığını söyler. Ayrıca konumuz açısından önemli bir kavram olan İnsancı İlke’yi önceleyen açıklamalar yapar. İnsanların var olması için evrendeki kanunların dar sınırlar içinde gerçekleşmesi gerektiğini ve öyle olduğunu söyler.[8] Paley, bu açıklamalarında kendisiyle özdeşleşen analojik yaklaşımından nicel bir yaklaşıma geçmiştir. Bu yaklaşım “insan merkezli tasarım” üzerine kuruludur.

Hume ve Kant, deney ve gözleme dayalı verilerden sonuçlar çıkarmadı, bu yüzden birçok kişi Paley’in gözlem verilerine dayalı argümantasyonunu, onların eleştirel yaklaşımına tercih etti. Ateist-Darwinci yaklaşımın en ünlü ismi Richard Dawkins bile, Paley’in yaklaşımının, Darwin’in Evrim Teorisi ortaya konmadan önce, Hume’unki gibi karşıt yaklaşımlara tercih edilir olduğunu söylemiştir.[9]

[1]      James Rachels, Created from Animals, Oxford University Press, Oxford (1990), s. 116-117.

[2]      John D. Barrow ve Frank J. Tipler, The Anthropic Cosmological Principle, s. 76-77.

[3]      John D. Barrow ve Frank J. Tipler, The Anthropic Cosmological Principle, s. 28-29.

[4]      William Paley, Natural Theology, (ed: Michael Ruse, ‘Philosophy of Biology’ içinde), Prentice Hall, New Jersey (1989), s. 36.

[5]      Micheal Denton, Evolution A Theory in Crisis, Adler and Adler, Wisconsin (1996), s. 340-341.

[6]      William Paley, Natural Theology, s. 39.

[7]      William Paley, Natural Theology, s. 39.

[8]      John D. Barrow-Frank J. Tipler, The Anthropic Cosmological Principle, s. 80.

[9]      Richard Dawkins, Kör Saatçi, çev: Feryal Halatçı, Tübitak, Ankara (2002), s. 7-8.

 

Mikroskobun İcadının Biyoloji ve Felsefeye Etkisi
Kant, Gayesellik, Tasarım Delili ve Biyolojide Metot

Bir cevap yazın