Platon ve Evrim

Protagoras, Gorgias ve Sokrates gibi düşünürler için, biyoloji ve tüm diğer doğa bilimleri, felsefi etkinliğin dışındadır. Onlar, bu konudaki çabaları, başarısı olanaksız bir uğraş olarak algıladılar ve bilinemezci (agnostik) bir tavır sergilediler. Fakat felsefi düşünceyi gerçek manada yönlendiren ve atomcularla beraber kendisinden önceki düşünürlerin çoğunu gölgede bırakan Platon oldu.[1] Platon hem kendisinden önceki felsefecileri gölgede bırakan, hem de Yunan felsefesinin itibarını arttırarak gölgede bıraktığı isimlerin gün ışığına çıkmasını sağlayan kişidir. O, kendisinden önceki Pythagoras, Parmenides, Herakleitus ve hocası Sokrates gibi felsefecilerin mirasından faydalanmasının yanında, antikçağdaki ünde ve etkideki tek rakibi, talebesi olan Aristoteles’i de mirasından yararlandırmıştır.

Birçok biyoloji tarihi kitabında, Platon, biyoloji biliminin gelişiminde en olumsuz etkisi olan kişilerden biri olarak gösterilmektedir.[2] Ünlü hayvan bilimci ve fosil bilimci Stephen Jay Gould, Platon’dan beri gelen ideal soyutlamaların, bütünü oluşturan bireylerdeki çeşitliliğin (varyasyonların) göz ardı edilmesine sebep olduğunu söyler.[3] Gould, Platon’dan beri gelen özcülük (essentialism) düşüncesinin, biyoloji ve diğer doğa bilimlerinde gelişmeyi önlediği kanısındadır. Özcülük, metafizikte, öze bir gerçeklik yükleyen, özün varoluş karşısında ontolojik bir önceliğe sahip olduğunu öne süren görüştür.[4] Ernst Mayr, özcülüğün iki bin yıl boyunca biyolojiyi felce uğrattığını, Platonik düşüncenin biyolojinin felaketi olduğunu, modern biyolojinin Platonik düşünceden kurtularak geliştiğini söyler ve Platon’un Timaeus adlı eserinde duyu organlarıyla elde edilen bilgiyle gerçeğe ulaşılamayacağını söylemesine gönderme yapar.[5]

Platon’un bilgi teorisindeki (epistemoloji) yaklaşımının, gözlem ve deney gibi doğa bilimleri için çok önemli olan unsurların gelişmesini engellediği birçok kişi tarafından ifade edilmiştir. Fakat onun sistematik yaklaşımı felsefeye kazandırmasının ve matematiği merkezi bir role koymasının, doğa bilimleri açısından ne kadar önemli olduğu da unutulmamalıdır. Platon, matematiği vazgeçilemeyecek bir bilim olarak görür, çünkü matematik ile bütün bilimler kavranır ve matematik öz varlığa varmak için kavramları kullanmaya bizi zorlar.[6] Sistematik yaklaşım olmadan, deney ve gözlemler birleştirilmeyen veri yığınlarına dönüşürdü. Batı dünyasına sistematik düşünmeyi öğreten en önemli kişilerden birinin Platon olduğu dikkate alındığında, onun düşüncesinin sırf doğa bilimleri için zararlı yönlerini öne çıkaran Mayr ve Gould’un eleştirilerinde -haklı tespitlerinin de bulunmasına rağmen- haksızlık yaptıklarını düşünüyorum. Her iki düşünür de, Darwin’in türler yerine bireyleri öne çıkaran düşüncesinin, Platon’un iki bin yıllık yanıltıcılığına nihai olarak son verdiğini düşündükleri için böyle bir abartıya gitmişlerdir.[7]

Mayr, Platon’un matematiksel yaklaşımının bilim için öneminin bilincindedir. Mayr, sadece Platon’un değil, matematiğin ve fizik bilimlerinin de biyoloji üzerinde çok olumsuz etkilerinin olduğu kanaatindedir. Geometrinin değişmeyen doğrularının özcülüğe yol açtığını, bunun ise evrimci düşünceye ters olduğunu söylemektedir.[8] Mayr, Platon’u, evrimin karşıt kampının kahramanı ilan eder; o özcülüğün bayraktarı olduğu için bu nitelemeye layık görülür. Matematiksel düşüncenin biyoloji üzerindeki zararlarına dikkat çeken Mayr’a karşılık Nicholas Rashevsky gibi biyolojide matematiksel düşünceden daha çok istifade edilmesi gerektiğini düşünen bilim insanları da mevcuttur. Buna göre olasılık hesapları, istatistik çıkarımlar, kümeler teorisi gibi matematiksel yaklaşımlar biyolojide kullanılmalıdır.[9] Biyolojinin fizikten farkını anlamak elbette önemlidir ama matematiksel düşünce gelişmeden doğa bilimlerinde gelişme olmasının çok zor, hatta imkânsız olduğu kabul edilmelidir.

Mayr’a göre Platon’un dört görüşü biyoloji alanına zarar vermiştir. Bunlardan birincisi bahsettiğimiz özcülük ile ilgili fikirleridir. İkincisi evreni bir kozmos olarak görmesidir ki bu ileride evrim fikrinin ortaya konmasında zorluk çıkarmıştır. Üçüncüsü canlılığın cansız maddeden kendiliğinden oluşumu fikrini savunan filozofların görüşleri yerine Yaratıcı’yı (Demiurge) koymasıdır. Dördüncüsü maddi bedenden ayrı bir cevher olarak ruha yaptığı çok önemli vurgudur.[10] Tüm bu izahlardan anlaşılıyor ki Mayr, Platon’un biyolojik düşünceye zarar verdiğini söylerken aslında “ateist evrimci düşünce” ile biyolojik düşünceyi ve Evrim Teorisi’ni özdeşleştirmiş bulunmaktadır. Oysa tüm biyolojik düşünce evrimci yaklaşımla özdeşleştirilemeyecek olmasının yanında, ilerleyen sayfalarda göreceğimiz gibi Evrim Teorisi’ne inanan birçok düşünür ateist değildir, Evrim Teorisi’ne inanan bir kişinin ateist olması için bir gereklilik de yoktur. Bahsettiğimiz teist düşünürler açısından Platon’un evreni düzenlenmiş bir kozmos olarak görmesi de Yaratıcı’ya inanması da biyolojinin ilerlemesi açısından sorun olarak değerlendirilmeyecektir. Mayr, iki bin yılı aşkın bir zaman boyunca süren özcü düşünceden insanları kurtaran kahraman olarak Darwin’i sunar ve onun sayesinde özcülükten popülasyoncu düşünceye geçildiğini söyler. [11] Teizm açısından canlı türleriyle ilgili özcü yaklaşımları değil de popülasyoncu yaklaşımları benimsemenin bir sorun olmadığını belirtmeliyim.

Heidegger, Nietzsche’nin kendi felsefesini Platonculuğa karşı bir felsefe olarak gördüğünü ve Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözüyle Platoncu metafiziğin ölümünü kastettiğini söyler.[12] Görülüyor ki Batı felsefesinde Platon birçok fikrin kaynağı kabul edilmektedir ve sırf Platon’un karşıt fikri veya panzehiri olmak iddiası bile bir biyolojik yaklaşıma (Darwin örneği) veya felsefi yaklaşıma (Nietzsche örneği) önemli bir konum kazandırabilmektedir. Alfred North Whitehead’in, Batı felsefe tarihini Platon’a düşülmüş dipnotlardan ibaret gören yaklaşımı -aslen abartılı olsa da- önemli gerçeklere işaret etmektedir. Evrimci düşüncenin geç ortaya çıkmasından ve kabulünün zor olmasından bile, önemli evrimci bilim insanlarının Platoncu düşünceyi sorumlu tutması ilginç bir örnektir. Fakat bana göre, biyoloji felsefesi açısından Platon ve Darwin arasında kurulan bu bağları ele almak ilginç olsa da, Mayr’ınkine benzer yaklaşımlar önemli derecede abartı içermektedir.

[1]      Arda Denkel, İlkçağda Doğa Felsefeleri, s. 69-70.

[2]      F. S. Bodenheimer, The History of Biology: An Introduction, Dawson and Sons Ltd, London (1958), s. 162-163.

[3]      Stephen Jay Gould, Full House The Spread of Excellence From Plato to Darwin, Three Rivers Press, New York (1995), s. 40.

[4]      Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, 4. Baskı, İstanbul (2000), s. 724.

[5]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 87.

[6]      Platon, Devlet, çev: Sabahattin Eyüboğlu – M. Ali Cimcoz, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul (2000), s. 193-194.

[7]      Stephen Jay Gould, Full House the Spread of Excellence from Plato to Darwin, s. 41.

[8]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 304.

[9]      Teoman Duralı, Biyoloji Felsefesi, Akçağ Yayınları, Ankara (1992), s. 60.

[10]     Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 305.

[11]     Ernst Mayr, Toward A New Philosophy of Biology, Harvard University Press, Cambridge (1988), s. 15.

[12]     Martin Heidegger, Nietsche’nin Tanrı Öldü Sözü, çev: Levent Özşor, Asa Kitabevi, Bursa (2001), s. 18.

 

Aristoteles ve Evrim
Atomcu Görüş ve Evrim

Bir Cevap Yazın