Önoluş ve Sıralıoluş

Kendiliğinden türeme ile ilgili tartışmalar genelde “önoluşum” (preformation) ve “sıralıoluşum” (epigenesis) tartışmalarıyla bir arada yapılmıştır. Önoluşumu savunanlar, canlının özelliklerinin tohum aşamasında baştan belirlendiğini; sıralıoluşumu savunanlar ise canlının tohum aşamasında baştan belirlenmeyip, geçirdiği süreç içinde şeklini aldığını savunmuşlardır. Önoluşumu savunanların kimisi yumurtanın belirleyiciliğine (ovism) vurgu yapmıştır; bu görüşün, Haller, Bonet, Spallanzani gibi önemli savunucularıyla 18. yüzyılda hâkim fikir olduğu söylenebilir.[1] Haller, biyolojiye “evrim” kavramını sokan kişidir; o, Havva’nın her yumurtasında birer insancık, her insancığın yumurtasında daha küçük bir insancık şeklinde, adeta Rus matruşkaları gibi iç içe bir yaratılışı savunmuştur. O “evrim” kavramını, başlangıçtaki minik insancıkların sıkışık hallerinden açılmaları ve embriyolojik gelişme boyunca boyutlarını büyütmeleri anlamında kullanmıştır.[2]

Günümüzde genetik bilginin ilerlemesiyle önoluşum ve sıralıoluşum görüşlerinin bir sentezini yapabileceğimiz görülmüştür. Genetik bilimi, başlangıçtaki zigotun, sonradan oluşacak canlıdan çok farklı olduğunu göstererek; başlangıçtaki tohumu, oluşacak canlının bir minyatürü gören önoluşumculuğun bu yanlışını düzeltmiş ve sıralıoluşumculuğu bu noktada desteklemiştir. Canlının ortaya çıkmasında önemli paya sahip olan genetik bilginin DNA’larda kodlu olduğunun öğrenilmesi ise önoluşumculuğun haklı olduğu noktadır. Çağımız genetiği açısından önoluşu savunan yaklaşım daha ön plana çıksa da gelişme fizyolojisinin kavramları sıralıoluş yaklaşımının kavramlarından esinlenmiştir.[3]Ayrıca günümüzde, önoluşumcular gibi başlangıçtan gelen genetik kodun önemi vurgulanmasına rağmen, sıralıoluşumcular gibi süreç içerisindeki oluşumların da canlının her neyse o olmasında önemli katkıları olduğu ifade edilmektedir. Günümüz biyolojisi açısından önoluşum ve sıralıoluşum arasındaki gerilimin bir önemi yoktur; canlının gelişimi özellikle genetikteki gelişmeler ışığında ve bu karşıtlığı temel almayan bir kavramsal çerçevede irdelenmektedir.

  1. ve 18. yüzyılda önoluşumu savunanlar, kendi yaklaşımlarıyla kendiliğinden türeme fikrinin uyuşamayacağı kanaatindeydiler.[4] Bu fikri geçersiz kılan deneylerin yapılmasında bu anlayışın teşviki önemlidir. Kendiliğinden türemeye inananlar; mayalanma ve kokuşmanın canlılar oluşturabileceğini sandılar; fakat bunun tersinin, yani mikro organizmaların mayalanma ve kokuşmanın oluşmasına sebep olabileceğini anlayamadılar.[5] Görülüyor ki neden ile sonuçların, deneye başlamadan önceki önyargı yüzünden yer değiştirmesi, kendiliğinden türeme ile ilgili yanlış kanaatlerin uzun zaman muhafaza edilmesine sebep olmuştur. Pastör (1822-1895) yaptığı deneylerle fermantasyonun mikro organizmaları meydana getirmediğini, durumun tam tersi olduğunu gösterdi. Fakat 19. yüzyılda da Pouchet (1800-1872) gibi bilim adamları Pastör’e muhalefet etti ve fermantasyon ile çürüme gibi süreçlerin kendiliğinden türemeye sebep olduğunu söylediler.[6] Mikroskoplar geliştikçe kendiliğinden türemenin mümkün olmadığı iyice anlaşıldı ve bu görüşü savunan hiç kimse kalmadı.

Kendiliğinden türemenin yanlışlığını gösteren her bulgu, canlı ile cansız arasında sanıldığından daha büyük uçurum olduğunu ortaya koydu. Bu uçurum böceklerin cansız maddeden oluşamayacağının gösterilmesiyle açılmıştı. Fakat gözle görülemeyen mikro organizmalar için bile bunun mümkün olmadığının tam olarak anlaşılması uçurumu daha da büyüttü. Mikroskoplar geliştikçe kendiliğinden türemeye inanç tamamen yıkıldı ve bunu savunan hiç kimse kalmadı. Fakat bunun bir istisnası vardır; Evrim Teorisi ile canlıların birbirinden türediği söylenilirken, başlangıçtaki bütün canlıların atası olan ilk canlının kendiliğinden türediği kabul edilmektedir.[7]

[1]      F. S. Bodenheimer, The History of Biology an Introduction, s. 62.

[2]      Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası, çev: Ceyhan Temürcü, TÜBİTAK, Ankara (2000), s. 20.

[3]      Teoman Duralı, Canlılar Sorununa Giriş, s. 60.

[4]      Elizabeth Gasking, Investigations into Generations, s. 63.

[5]      Catherine Wilson, The Invisible World Early Modern Philosophy and the Invention of The Microscope, s. 173.

[6]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 433-434.

[7]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 582.

 

Dünyanın Yaşı İle İlgili Tartışmalar
Kendiliğinden Türeme

Bir Cevap Yazın