Mikroskobun İcadının Biyoloji ve Felsefeye Etkisi

Felsefi görüşler bilimsel çalışmalara yön verdiği ve bilimin yapılış şekline etki ettiği gibi, bilimdeki gelişmeler de felsefi inançları ve felsefede yapılan tartışmaları etkiler. Felsefi arenadaki bilgi teorisi tartışmalarında; deney ve gözlem merkezli bilim yapma ve eskilerin (özellikle Aristoteles’in) mirasını sorgulama ön plana çıkınca, bu tavrın bilim alanında pratik sonuçları gözükmeye başladı. Deney ve gözlem alanına yönelmiş bilim insanlarını bekleyen en büyük zorluklardan biri, duyu organlarının sınırlılığıydı. Bu zorluğun aşılmasında merceklere dayanan iki sihirli aletten biri uzakları yakınlaştırdı (teleskop), diğeri ise çok küçük alanlara nüfuz etmeyi sağladı (mikroskop).

Bu iki alet ile elde edilen verilerin hem biyoloji, hem de felsefe alanına etkisi büyük oldu. Teleskopla yapılan gözlemlerin biyoloji alanına etkisi dolaylı şekilde oldu. Teleskop gözlemleri Aristoteles ve Kilise’nin, bilim üzerindeki etkisinin kırılmasında ve gözlemsel, mekanik, matematik merkezli bir bilim anlayışının hâkim olmasında etkili oldu; bu durum biyoloji alanında takip edilecek metodolojinin belirlenmesinde de etkili oldu.

Mikroskobun ise biyoloji alanındaki en önemli icat olduğu rahatlıkla söylenebilir. Biyoloji alanında mikroskoplar ilk olarak 17. yüzyılda kullanılmaya başlandı. Francisco Stelluti tarafından (1625) yazılan ve arıların bedenini konu edinen çalışma, mikroskoba dayalı ilk bilimsel eserdir.[1] Robert Hooke’un (1635-1703) mantarların yapısı ile ilgili çizimleri Micrographia (1665) isimli kitabında yayımlandı; bu kitap “hücre” kelimesinin ilk kullanıldığı eserdir. [2] Ne var ki yaptığı gözlemin öneminin o bile farkında değildi; hücre kuramı ancak 19. yüzyılda ortaya konulabildi.[3] Mikroskopların sürekli gelişmesinin sonucunda 20. Yüzyıl, hücre içi dünyanın aydınlatılmasında kendisinden önceki dönemleri kat kat geçti.

Marcello Malpighi (1628-1694) ve Van Leeuwenhoek (1632-1723), mikroskopla önemli buluşları ilk gerçekleştiren isimler arasındadırlar. Onlar hayvan ve bitki dokularını tarif ettiler; planktonları, kan hücrelerini, spermi keşfettiler. Leeuwenhoek’in kullandığı mikroskoplar 270 kat büyütme kapasitesine sahipti[4] ve bu 17. yüzyıl için olağanüstü bir gelişmeydi.

Felsefi açıdan da önemli tartışma konularından biri olan “kendiliğinden türeme” (spontaneous generation) gibi birçok konu artık mikroskop gözlemlerinden gelen verilerle tartışılmaya başlandı. Yeni bilimsel veriler felsefe alanına da canlılık getirdi; artık felsefede salt akıl yürütmelere dayalı anlayış, yerini hissedilir ölçüde bilimsel verileri akıl yürütmeyle birleştiren anlayışa bıraktı. Felsefeciler masa başı filozofu olma yerine, bilimsel arenaya çıkıp bilimsel veri toplamaya ve bu verilerle çelişmeyen, bu verilerin desteklediği sistemler oluşturmaya çalıştılar.

Leibniz, mikroskopla yapacağımız çalışmalar kadar hiçbir şeyin Tanrı’nın bilgeliğini anlamamıza katkıda bulunamayacağını söyledi.[5] Malebranche (1638-1715), sivrisineği incelersek bu canlının büyük hayvanlar kadar mükemmel bir yapıya sahip olduğunu göreceğimizi, büyük prenslerin evindeki eşyalar arasında bile bu küçük hayvanın özelliklerine eş bir yapıtı bulamayacağımızı ifade etti.[6] Mikroskobun keşfinin başından beri, mikroskopla elde edilen verilerin tasarım delili için kullanılmasının örneklerini görüyoruz. Tanrı’nın varlığını dünyada yapılan gözlemlere dayandırmak isteyenler, dünyanın iyi düzenlenmiş mekanik bir sistem olduğunu göstermeye çalıştılar. İyi düzenlenmiş mekanik bir sistem için en iyi açıklama ise bilinçle ve kudretle oluşturulmuş tasarımdı.[7] Leibniz ve Malebranche gibi filozoflar, mikroskop sayesinde mikro seviyenin keşfedilmesinin bu anlayışa katkıda bulunacağını savundular.

[1]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 158-159.

[2]      F. S. Bodenheimer, The History of Biology an Introduction, s. 109.

[3]      Jean Theodorides, Biyoloji Tarihi, s. 30.

[4]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 158.

[5]      G. W. Leibniz, Philosophical Papers and Letters, ed: Leroy Leomker, Reidel, (1969), s. 566; Aktaran: Catherine Wilson, The Invisible World Early Modern Philosophy and the Invention of the Microscope, Princeton University Press, Princeton (1995), s. 181.

[6]      Nicolas Malebranche, The Search After Truth, çev: Thomas M. Lennon ve Paul Olscamp, Ohio State University Press, Ohio (1980); Aktaran: Catherine Wilson, The Invisible World Early Modern Philosophy and The Invention of The Microscope, s. 185.

[7]      Catherine Wilson, The Invisible World Early Modern Philosophy and the Invention of The Microscope, s. 178.

 

Kendiliğinden Türeme
William Paley ve Saat Ustası Analojisi

Bir Cevap Yazın