Leibniz, Uzlaştırma ve Ezeli Uyum

Leibniz (1646-1716), insan ve hayvan bedenindeki oluşumların aynı bir saatteki oluşumlar gibi mekanik olduğunu söylemiştir. O, H. More gibi dirimselcilere karşı tavır almıştır.[1] Leibniz, düşünce sürecinin bile aritmetikleştirilebileceğini ve mekanizmle gerekli aritmetik sürecin açıklanabileceğini savunmasına karşın, Hobbes’un (1588-1679) bilinci ve ruhu bile materyalist bir mekanizme indirmeye kalkışına karşı çıkmıştır.[2] O, Tanrı’nın her şeye gücünün yetmesine ilişkin dini inaçla, bilimin evreni mekanik bir tarzda açıklaması arasında hiçbir çelişki olmadığını ifade etmiştir.[3]

Leibniz, gayeci açıklamayla mekanik açıklamanın birleştirilmesini savunmuştur.[4] Descartes’tan sonra yoğun olarak tartışılan maddi beden ile zihnin (ruhun) nasıl uyum sağladığı sorunsalını, Malebranche (1638-1715) gibi ara-nedenciler (okkasyonalistler), Tanrı’nın her an müdahalesiyle zihin ve beden arasındaki uyumun gerçekleştiği şeklinde açıkladılar. Leibniz’e göre ise Tanrı, evrenin başlangıcında bir uyum sistemi kurmuştur; bu uyum sistemi sayesinde birbirinden bağımsız olan zihin (ruh) ve beden arası uyum sağlanır. Birbirinden bağımsız olan ve birbirine hiç etkide bulunmayan[5] “monadlar”ın arasındaki uyum da başlangıçta sağlanan bu uyumla gerçekleşmiştir.

Leibniz’in varlık anlayışında (ontolojisinde) Tanrı, kendi dışındaki tüm varlıkların var oluşunun kaynağıdır, tam yetkindir, tüm “monadlar”ın varlıklarının olduğu gibi uyumlarının da kaynağı O’dur.[6] Tanrı’yı kudreti mutlak olarak gören Leibniz, Tanrı’nın evrene her an müdahale etmediğini söylerken, kudreti mutlak bir Tanrı anlayışıyla kendisini çelişiyor olarak görmemiştir. Tam tersine, Tanrı’nın baştan gerekli müdahalelerin hepsini birden en mükemmel şekilde yapmasından dolayı bir daha müdahaleye gerek kalmadığını ifade etmiştir. Leibniz’in bu yaklaşımını; evrenden haberdar olmayan, gücü sınırlı bir Tanrı anlayışını ifade eden “deizm” ile karıştırmamak gerekir. Tanrı’nın evrene aşkın olmasına rağmen evrenin her noktasına müdahalede bulunabildiğini kabul edenler için Tanrı’nın zamana aşkın olmasına rağmen zamanın her anına müdahalede bulunabildiğini kabul etmekte bir sorun olmaması gerekir. Leibniz’in çalışmaları, kendi döneminin teoloji, felsefe ve bilimini uzlaştırmaya yönelik en önemli çabalardan biridir.

Leibniz’in felsefesinde mekanik yaklaşım ve gayeciliği uzlaştırması, insan bedeni ve zihni arasındaki uyuma yaklaşımı, varlık anlayışında ve Tanrı-evren ilişkisinde “baştan düzenlenmiş uyum” modelini temel alması, hem genel felsefe hem de biyoloji felsefesi açısından önemlidir. Onun, matematiğe büyük katkılarıyla beraber, doğada nicelin yanında nitelin de önemli olduğunu söylemesi ve Buffon gibi çok önemli biyologları etkilemesi dikkate değerdir. Ayrıca “monadlar”ın hepsinin birbirinden farklı olduğunu ve aralarında bir derecelenme olduğunu savunan Leibniz’in “süreklilik prensibi” ile madenleri, bitkileri, hayvanları ve insanları sınıflaması da biyoloji felsefesi açısından kayda değerdir. Bu anlayış, Aristoteles’in yanı sıra İhvan-ı Safa ve İbn Miskeveyh gibi İslam düşünürlerinin canlıları varlık mertebelerine göre hiyerarşik sıraya dizmelerinin bir benzeridir.

[1]      Karl Volander, Felsefe Tarihi, çev: Mehmet İzzet ve Diğerleri, İz Yayıncılık, İstanbul (2004), s. 431.

[2]      George B. Dyson, Darwin Among The Machines, Addison-Wesley Publishing, Massachusetts (1997), s. 50-51.

[3]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 128.

[4]      G. W. Leibniz, Monadoloji, çev: Suut Kemal Yetkin, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul (1997), s. 20.

[5]      G. W. Leibniz, Monadoloji, s. 2.

[6]      G. W. Leibniz, Monadoloji, s. 9-11.

 

Newton ve Evrensel Kanunlar
Dirimselcilik ve Mekanik İşleyiş

Bir Cevap Yazın