Kant, Gayesellik, Tasarım Delili ve Biyolojide Metot

Tasarım deliline karşı sistemli ilk itiraz Hume tarafından yapılmış olsa da en detaylı itirazın Hume’un bu konudaki itirazlarını benzer şekilde tekrarlayan Kant tarafından yapıldığı kabul edilir. O, Tanrı’nın varlığının rasyonel bir şekilde kanıtlanamayacağını göstermek için ontolojik delile ve kozmolojik delile eleştiriler getirir.[1] Kant, tasarım deliline diğer delillerden daha farklı yaklaşır; bu delile büyük saygısı olduğunu, bu delilin bilimsel araştırmaya teşvik ettiğini ve çok verimli sonuçlara vesile olduğunu söyler.[2] Kant aslında bu delili, daha önce Evrensel Do€a Tarihi ve Gökler Kuram› adlı eserinde kullanmış, aynı Newton gibi mekanik ve gayeci yaklaşımı birleştirmiş; maddenin doğasındaki gayeselliğin, Tanrı’nın varlığını ispatladığını söylemiştir.[3] Kant, bu eserinde gaz bulutlarından yıldızların ve gezegenlerin nasıl evrimleştiğini anlatır. Bu kitap, Newton’un evrenbilimi (kozmolojisi) üzerine bina edilmiş ilk evren-doğum (kozmogoni) açıklaması girişimidir; Laplace daha sonra Kant’ın modelini daha da geliştirmiştir. Kant yıldızların evrimi ile ilgili modelini hiçbir zaman canlılara uygulamaya kalkmadı, o türlerin birbirinden ayrı olduğunu düşünerek canlıların evrimine zıt bir pozisyonda kaldı.[4]

Kant’ın, Saf Akl›n Elefltirisi’ni yazdığı ve kritikçi felsefesinin temelini attığı dönemde amacı hem rasyonel teizmin hem de ateizmin temellerini yok etmekti. Bu yüzden Kant, duyulur verilerden duyuların kapsamına girmeyen sonuçlara vardığını söylediği tasarım deliline, Hume’un benzeri eleştiriler getirerek, bu delili de ontolojik ve kozmolojik delillerle beraber reddeder.[5] Kant, kozmolojik delile yaptığı itirazda evrenin ezeli olduğunun düşünülebileceğini ve evrenin kendi açıklamasını kendi içinde taşıyabileceğini söyler (Hume’un itirazının aynısı). Kant, gaye kavramıyla hoşlanma duygusu arasında bağlantı kurar;[6] onun sistemi açısından gayenin “kendinde şey”de mi olduğu, yoksa sadece zihnin mi onu “kendinde şey”e (özü bilinemeyen maddi dünyaya) yüklediğini söylemek güçtür. Kant, gayenin duyu algısında olmadığını söyledi; gaye, yargı gücünün düzenleyici bir prensibidir, biz doğayı bu kavram çerçevesinde algılarız.

Kant, mekanik bir yaklaşımın canlıları açıklamada yetersiz olduğuna inandı ve biyolojide, parçaların bütünle ve birbirleriyle ilişkisinin gayeci kavramları kullanmayı gerektirdiğini söyledi. Kant, teizmin doğayı gayeci yaklaşımla açıklamasının bütün diğer açıklamalardan daha üstün olduğunu söyler fakat bunu objektif bir delil olarak görmez, sadece, subjektif düzenleyici bir “idea” olarak görür. Kant’a göre teizm, doğayı en iyi şekilde anlayacak çerçeveyi çizer; her ne kadar ona göre bu çerçeve ispat edilemese de.[7]

Kant, tasarım deliline itirazlarını ateizm adına değil, bilinemezci (agnostik) yaklaşım adına yapmıştır. Kant’ın bilinemezciliği “saf aklın” bilinemezciliğidir; Kant “pratik aklın”, “saf akıl” üzerinde otoritesini kabul ettiğinden dolayı[8] bilinemezci kalmaz ve Tanrı’nın ve ahiretin varlığını kabul eder. Onun felsefesinde ahlak kuralları, hem teizmin kabul ettiği her şeye gücü yeten, iyilik sahibi Tanrı’yı hem de ahiretin varlığını gerektirir. Kant’a göre insan, evrenin gayesel sebebidir. İnsan olmadan tüm yaratılış boş ve anlamsızdır. Evrenin gayesi olarak alınan insanın ayırt edici özelliği ise ahlaklı olmasıdır. Kant’ın gayeci yaklaşımında nihai gaye ahlaktır. Kant’ın ahlaki teolojisini (dinbilimini), gayeselliğin yetersizliklerini kapatan bir yaklaşım olarak gördüğünü söyleyebiliriz. Kant, gayeci yaklaşımın (teleolojinin) teolojiye bir giriş olmasına karşıdır ama gayecilik, ahlaki teolojiye yardımcı olursa durum değişir. Ona göre “ahlaki delil”, teorik olarak Tanrı’yı ispatlamaz ama pratik neden açısından bu inanç mutlaka gereklidir.[9]

Evrim Teorisi’ni kabul eden herkes tasarım delilini inkâr etmek zorunda olmadığı gibi, tasarım delilini reddeden herkes de ateist değildir. Rasyonalite temelli tasarım delilinin en ünlü eleştirmeni Immanuel Kant’ın, Tanrı’ya inandığını apaçık bir şekilde beyan etmesi bunun dikkate değer bir örneğidir. Diğer yandan rasyonel bir teolojinin mümkün olduğunu iddia edenlerin çoğunluğunun, en çok üzerinde durdukları ve en çok önem verdikleri Tanrı kanıtlamalarının tasarım delilinin çeşitli varyasyonlarına dayandığı da bir gerçektir.

Kant’ın felsefi sistemi, diğer felsefe dalları gibi din felsefesi ve biyoloji felsefesi için de çok önemlidir. Tasarım delili ve gaye ile ilgili tartışmalar özellikle Evrim Teorisi ile ilgili tartışmalarda kritik bir yere sahiptir. Kant biyolojide, mekanik ve gayeci yaklaşımların her ikisini birden gerekli görmüştür. Örneğin hem kasların, hem kulağın işleyişi mekanik yasalarla açıklanabilir. Bununla beraber, gayeci yaklaşımın bütünsel bakışı olmadan canlının bedenindeki bütünsellik ve sahip olunan organların hangi işlevi gördüğü (gayeleri gerçekleştirdiği) anlaşılamaz. Kant buna “içsel gayesellik” demiştir; içsel gayeselliği, kişilerin doğaya yansıttığını söylediği “dış gayesellik” ile ayırarak, mekanik ve gayeci yaklaşımların her ikisini birden kullanırken aralarındaki çatışkıyı (antinomiyi) çözmeye çalışmıştır.

Kant’ı izleyen Alman biyologlar, canlının bütünündeki planı keşfetmeye çalıştılar; Lenoir onları “gayeci-mekanikçiler” olarak adlandırdı. Bu felsefe ve metoda uygun araştırmalarda önemli başarılar elde edildi; örneğin “gayeci-mekanikçi” Von Baer’in memeliler hakkındaki keşifleri bunların arasındadır. Gayeci-mekanikçiler, canlıların bütünsel organizasyonunun değişmesini mümkün görmedikleri için Evrim Teorisi’ne karşı çıktılar.[10]

Kant’ın Yarg› Gücünün Elefltirisi adlı eserinde biyolojinin farklı bir bilim dalı olduğunu söylemesi ve fiziksel bilimlerin metodolojisinin biyolojiye uygulanamayacağını belirtmesi, biyoloji felsefesi ve metodolojisi açısından önemlidir. Kant 1790’da bu fikirlerini söylemeden birkaç yıl önce 1786’da Do€a Bilimlerinde Metafiziksel Unsurlar adlı eserinde, bir bilimin ancak matematiksel olduğu oranda gerçek bilim olduğunu söylemişti. Kant’ın bu görüşü ise biyoloji felsefesi açısından özellikle evrimsel biyoloji açısından çok değişik sonuçlara götürebilir. Bunlardan en önemlisi, fiziki bir teori gibi matematiksel bir formülasyona dayanmayan Evrim Teorisi’nin, böylesi bir görüş açısından bilimsel bir teori sayılmasındaki güçlüktür. Evrim Teorisi’nin bilim felsefesinde ortaya konan kriterler açısından değerlendirilmesi ikinci bölümde yapılacaktır.

[1]      Immanuel Kant, Arı Usun Eleştirisi, çev: Aziz Yardımlı İdea, İstanbul (1993), s. 287-308.

[2]      Immanuel Kant, Arı Usun Eleştirisi, s. 301-302.

[3]      Immanuel Kant, Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı, çev: Seçkin Selvi, Sarmal, İstanbul (1997), s. 38-39.

[4]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 339.

[5]      Immanuel Kant, Arı Usun Eleştirisi, s. 302-304.

[6]      Immanuel Kant, Yargı Gücünün Eleştirisi, çev: Nejat Bozkurt, (‘Seçilmiş Yazılar’ içinde) Remzi Kitabevi, İstanbul (1984), s. 120-133.

[7]      Copleston, A History of Philosophy, 7. Cilt, Burns and Dates, Wellvood (1999), s. 373-374.

[8]      Immanuel Kant, Pratik Usun Eleştirisi, çev: Zeki Eyuboğlu, Say Yayınları, İstanbul (2001), s. 164-167.

[9]      Copleston, A History of Philosophy, 7. Cilt, s. 378-379.

[10]     John D. Barrow ve Frank J. Tipler, The Anthropic Cosmological Principle, s. 76.

 

William Paley ve Saat Ustası Analojisi
Hume ve Tasarım Delili

Bir Cevap Yazın