İslam Düşünürlerinde Evrim Fikri

İslam düşünürlerinin, Batı’nın modern biliminin ve biyolojisinin oluşumunda, hem deneyci ve gözlemci metodolojiyi teşvik ederek, hem kendi deney ve gözlem sonuçlarını aktararak, hem de Grek medeniyetinin mirasıyla Batı’yı buluşturarak etkili olduğu doğrudur. Fakat Lamarck ve özellikle de Darwin tarafından ortaya konulan, sonra başta genetik olmak üzere biyolojideki gelişmelerle yeniden formüle edilen “biyolojik Evrim Teorisi”ni, Batı’nın, İslam düşüncesinden aldığını söylemek abartılı bir yorumdur. Bazılarının yaptığı gibi Anaximander’de Evrim Teorisi’ni aramak hata olduğu gibi, İslam düşüncesi içindeki İhvan-ı Safa’da Evrim Teorisi’ni aramak da hatalıdır.[1] Bu, İslam düşünürlerinde “evrim” fikri olmadığı anlamına gelmemektedir. Bazı araştırmacılar bu düşünürlerin söylemlerindeki “evrim” kavramına işaret ettiklerinde, birçok kişinin “evrim” kavramıyla “biyolojik Evrim Teorisi”ni karıştırdığı görünmektedir. Bu çok tekrarlanan, kavramların yanlış kullanılmasından kaynaklanan hata, sıkça tarafların anlaşılamamasına sebep olmaktadır.

“Evrim” kavramı ile, genelde, daha kompleks bir varlık türünün daha basit bir varlıktan meydana gelmesi kastedilir. Örneğin gaz bulutlarının sıkışmasından gezegenlerin oluşumu şeklinde kozmolojik seviyede bir evrim de, hidrojen ve oksijenin birleşmesinden suyun oluşması şeklinde kimyevi seviyede bir evrim de “evrim” kavramının içine girer. Biyolojik anlamda ise Lamarck ve özellikle Darwin tarafından ortaya konulan “Evrim Teorisi” ile her bir canlı türünün, diğer bir türün değişimi sonucu oluştuğu kabul edilir. Türlerin sabitliğini savunan herkes “Evrim Teorisi” ile farklı bir pozisyondadır. Nazzam, Biruni ve İhvan-ı Safa “evrimci” terminolojiyi andıran ifadeler kullanmış olsalar da[2] türlerin birbirine değişimiyle türlerin oluştuğu anlamına gelen “biyolojik Evrim Teorisi”ni önceden savundukları söylenemez.

Cahız, canlılar arasındaki hayat kavgasından, Biruni canlı türlerin içindeki çeşitlilikten ve türlerin seçimi ile ıslah edilmelerinden bahsetmişlerse de hiçbirinin bugünkü anlamda bir “biyolojik Evrim Teorisi”ni savunduğu söylenemez.[3] (Burada, Evrim Teorisi açısından önemli hususlar olan hayat kavgasına dikkat çekmesi ve türlerde değişimler olabileceğini söylemesiyle, Cahız’ın, biyoloji tarihi açısından istisnai bir yeri olduğuna özellikle dikkat etmek gerekir.) Canlıların arasında “hiyerarşik varlık mertebeleri” olduğu görüşünü ve bu görüşe göre canlıları sıralamayı Evrim Teorisi’nden ayırt etmek gerekir. Hiyararşik varlık mertebelerine göre canlıları dizenler; madenlerden bitkilere, bitkilerden hayvanlara varlığı diziyor, bunlar arasında da bir hiyerarşik sıra oluşturuyor ve insanı bunun sonuna koyuyorlardı ama bunların birbirinden değişerek oluştuğu iddiasında bulunmuyorlardı. Aynı hata Aristoteles için de yapılmış, onun canlıları varlık mertebelerine göre dizişinden, Evrim Teorisi’ni öncelediğini düşünenler olmuştur. İbn Miskeveyh’in de yaptığı gibi canlıları varlık mertebelerine göre ayıran hiyerarşik bir diziş, basit canlıdan kompleks canlıların evrimleştiğini söyleyen sıralamaya benzeyebilir.[4] Fakat hiyerarşik varlık mertebelerine göre canlıları dizişte canlı türlerinin birbirlerinden evrimleştikleri iddiası yer almazken Evrim Teorisi’nin en temel iddiası budur.

Bazı düşünürler ise Kur’an’da bir ceza olarak anlatılan “mesh” olayına dayanarak bir türden diğerine dönüşmeyi mümkün görmüşlerdir (Bu konu dinlerle ilgili üçüncü bölümde işlenecektir). Sınırlı sayıda türün birbirinden evrimleşmesiyle; bütün türlerin, cinslerin, familyaların, sınıfların evrimleşerek oluştuğunu söyleyen “Evrim Teorisi” arasında önemli fark vardır. Türler arası geçişi mümkün görmekle, bütün canlıların birbirinden oluştuğunu söyleyen sistematik bir görüşü ortaya koymak arasında ciddi bir derece farkı vardır. Bir düşünürün, sırf türler arası geçişi mümkün gördüğü için Evrim Teorisi’ni önceden savunduğunu söylemek zorlama olacaktır.

Müslüman düşünürlerde “evrim” görüşü olduğunu söyleyenler üç tip evrim kastetmektedirler: Bunların birincisi biyolojik evrimdir ve türlerin değişimi bu evrimin konusudur. İkincisi sosyal evrimdir ve medeniyetlerin gelişimi gibi faktörler buna dâhildir. Üçüncüsü ise insanın ahlaki ve manevi açıdan gelişiminin anlatan psikolojik evrimdir.[5] Günümüzde birçok kişi evrim kavramıyla Evrim Teorisi’ni anladığı için, bu saydığımız üç “evrim” görüşünden herhangi biri kastedildiğinde ayırım yapılamayabilmektedir ama yapılması gerekmektedir. Örneğin Mevlana’nın manevi açıdan gelişimi kasteden şiirlerinin, “biyolojik Evrim Teorisi”ni öncelemesi şeklinde yapılan yorumlar doğru kabul edilemez. Mevlana’nın açıklamaları da canlıların, hiyerarşik varlık mertebelerine göre dizilmelerini öngören “‘varlık mertebeleri” anlayışı ile ilgilidir. Cahız’ı evrimle ilişkilendiren görüşler, Cahız’ın biyoloji alanındaki çalışmasından ve bu alanı açıklama kaygısından dolayı üzerinde durulmaya değerdir, fakat tasavvuf alanındaki şiirsel bir eserin birkaç beytinden dolayı Mevlana’yı biyoloji alanına çekmek hatadır. Mevlana’nın, kendi alanındaki birinden beklendiği gibi psikolojik evrime işaret ettiğini ve ruhsal gelişimi vurguladığını söylemek daha doğru olacaktır.

Bazı İslam düşünürlerinin doğal seleksiyona ve dönüşümcülük fikrine işaret etmeleri önemlidir.[6] Fakat bu ifadelere dayanarak Evrim Teorisi’nin Müslüman düşünürler sayesinde veya onlar tarafından ortaya konulduğunu söyleyecek yeterli, sistematik ve ikna edici verilere sahip değiliz. Canlılar dünyasında doğal seleksiyonun varlığını tespit etmek ile yeni türlerin, cinslerin, familyaların oluşumunu Darwin gibi doğal seleksiyon ile açıklamak çok farklıdır. Türlerin değişimine işaret edilmesi biyolojik açıdan ciddi bir öneme sahiptir. Fakat bütün canlıları böylesi bir değişimin sonucu görmek ile bu değişimin sınırlı şekilde gerçekleştiğini söylemek oldukça farklı fikirlerdir. Diğer yandan, “Evrim Teorisi” ile karıştırmamak gerekmekle birlikte, birçok ünlü İslam düşünürünün felsefelerinde “evrim” kavramının önemli bir yere sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.

[1]      Hilmi Ziya Ülken, Varlık ve Oluş, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara (1968), s. 378.

[2]      Mehmed Bayrakdar, İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi, Kitabiyat, Ankara (2001), s. 66-70.

[3]      İrfan Yılmaz ve Diğerleri, İlim ve Din, s. 220.

[4]      Mehmed Bayrakdar, İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi, s. 91-98.

[5]      Mehmed Bayrakdar, İslam’da Evrimci Yaratılış Teorisi, s. 130.

[6]      İsmail Yakıt, Darwin’den Önce İslam Düşünürlerinde Evrimle İlgili Fikirler, Felsefe Arşivi, Sayı 24, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Basımevi, İstanbul (1984), s. 120.

 

Ortaçağ Hristiyan Düşüncesi ve Biyoloji
İslam Düşüncesinde Bilim ve Biyoloji

Bir Cevap Yazın