İslam Düşüncesinde Bilim ve Biyoloji

Galenos’tan sonra uzun bir dönem çok önemli sayılabilecek biyoloji alanındaki bir çalışmaya rastlanmamaktadır. Bu süreç İslam düşüncesinin en önemli eserlerinin verildiği 9.-13. yüzyıllar arasındaki döneme kadar devam etti. İslam dini 7. yüzyılda ortaya çıktı ve İslam’ın kaynağı Kur’an, tüm varlıkları Tanrı’nın varlığının delilleri olarak nitelendirerek Müslümanları bunların incelenmesine teşvik etti. Kur’an’ın ayetlerinin şekillendirdiği zihinler, bilimsel çalışmayı bir ibadet ve Tanrı’ya yaklaşmanın aracı olarak değerlendirdiler.[1] Bu dönemde Arapça bilimsel ilerlemenin uluslararası vasıtası oldu. Bu yüzyıllarda yaşamış Cabir bin Hayyan, Kindi, Harizmi, Fergani, Ebu Bekr er-Razi, İbn Sina, Biruni, İbn Yunus, İbnül Heysem gibi Müslüman bilim insanlarının Batı’da eşdeğerleri bulunmamaktaydı. Ortaçağ hakkında “karanlık çağ” denmesi Batı medeniyeti için doğru olabilir ama bu dönemdeki İslam düşüncesinin bilimsel başarısı için bu ifadeyi kullanmak uygun değildir.[2] Ünlü bilim tarihçisi Sarton, 8. yüzyılın ikinci yarısından 12. yüzyıla kadarki kronolojiyi, her yarım yüzyıla bu dönemlere damgasını vurmuş Müslüman bilim insanlarının adını vererek düzenlemekte ve topyekün bu dönemi “altın çağ” olarak nitelemektedir.[3]

Müslümanlar, yabancı toplumlardan bilgi almada, bu toplumlardan çeviriler yapmakta bir sakınca görmediler. Hint, Fars, Mezopotamya bölgesindeki birikimden ve de özellikle Yunan mirasından yararlandılar. Önceki insanların bilim ve düşünceye katkılarını, kendilerinin faydalanmaları gerekli eserler sayarak, faydalı olanı almayı, faydasız olana itibar etmemeyi prensip edindiler. Yunan bilim ve düşüncesini ayrıntılarıyla tercüme edip korumalarına ve faydalanmalarına rağmen Yunan mitolojisini çoktanrıcılığın bir şekli olarak niteleyip dikkate almadılar.[4]

Müslüman düşünürler, sadece kendilerinden bir şey katmadıkları tercümeler yapmamışlar, daha baştan kendi inançları, varlık anlayışları çerçevesinde seçimler yaparak etkili olmuşlardır. Özellikle Aristoteles’in ve Galenos’un, onlardan sonra ise Hippokrates’in, İslam dünyasındaki biyoloji biliminin gelişiminde en etkili kişiler olduğu söylenebilir. Hippokrates ve Galenos’ta yer alan uyum ve denge fikri ile İslam’da önemli bir yer tutan uyum ve denge fikri arasındaki ilişki de bunu kolaylaştırmıştır.[5] İslam’daki, canlıları, Allah’ın varlığının ve gücünün delili olarak gören anlayışın, Aristoteles’in ve onu izleyen Galenos’un gayeci yaklaşımıyla uyumlu olması da; onların, İslam düşünürlerince benimsenmelerinde etkili olmuştur.

İslam düşünürleri bilgilerini sadece tercümelerle arttırmakla kalmamış, sistematik deney ve gözlemle bilgi edinmenin, bilgi teorisi açısından önemini kavramışlar ve birçok keşifler yapmışlardır. Örneğin İbnün Nefs’in küçük kan dolaşımını keşfi önemlidir.[6] İbnün Nefs, Galenos’un yanlış düşüncelerini düzelterek kalbin üç değil iki karıncıktan ibaret olduğunu bulmuştur.[7] Zooloji alanında Cahız’ın Kitab el- Hayevan (Hayvanlar Hakkında Kitap) adlı kitabı kendi döneminin en önemli eserlerindendir. O, Aristoteles’in fikirlerinden faydalanmış, onları hem geliştirmiş hem de eleştirmiştir. Cahız, hayvanbilimini (zoolojiyi), dini araştırmaların bir dalı haline getirmiştir.[8] Bu durum, doğa bilimleri üzerine çalışmayı, ibadet kabul eden devrin genel anlayışıyla uyumluydu. Kur’an canlı varlıklara özel bir itina göstermiştir. Nitekim birisi Kur’an’ın en uzun suresi olmak üzere Kur’an’da tam altı sure adını hayvanlardan almaktadır.[9]

Müslüman bilim insanları botanik konusunda da önemli eserler verdiler. Örneğin Ebu Hanife ed-Dineveri’nin Kitab en-Nebat (Bitkiler Kitabı) adlı eseri muhtemelen 9. yüzyılın en önemli botanik kitabıdır. İhvanı Safa’nın, İbn Sina’nın, İbn Bacce’nin de botanik konusundaki eserleri, kendi ve kendilerinden sonraki dönemlerde etkili olmuştur.[10]

İbnül Heysem’in optik konusundaki çalışmaları, 16-17. yüzyıla kadarki bu alanda yapılmış en önemli bilimsel çalışmalardan birisidir.[11] Optikteki bilgi birikimi astronomi için olduğu kadar biyoloji için de hayati önemde olmuştur. Nasıl çağdaş astronomi gelişmesini teleskoba borçluysa, çağdaş biyoloji de mikroskoba borçludur. Bu yüzden optikteki gelişmeye katkısı olan İbnül Heysem biyoloji açısından da önemli bir yere sahiptir. Roger Bacon’dan, Vitello’dan, Leonardo da Vinci’ye dek birçok önemli bilim insanı optikle ilgili çalışmalarında İbnül Heysem’in optikle ilgili kitabından faydalanmışlardır.[12]

Modern biyoloji ve Evrim Teorisi, Batı medeniyetinin bilimsel ortamında gelişti. Bu yüzden Batı biliminin ve biyolojisinin beslendiği kaynaklar olan Grek medeniyetini ve İslam düşüncesini tanımamız, Batı medeniyetinin gelişimini daha iyi kavrayabilmemiz için faydalı olacaktır. İslam düşüncesinden yapılan çevirilerle Batı, kendi tarihsel köklerini dayandırdığı ve yoğun etkisi altına girdiği Grek mirasını keşfetti. Batı, İslam düşüncesinden tercümelerle Grek medeniyetini keşfederken, İslam düşüncesinin Grek medeniyetini yorumlayışını ve İslam bilim insanlarının metodolojisini ve keşiflerini de kendi içine aldı. Albertus Magnus, Thomas Aquinas, Duns Scottus gibi Batı medeniyetinin önemli isimleri, İbn Sina ve İbn Rüşd’ün düşüncelerinden derinden etkilendiler.[13] Roger Bacon’a nispet edilen deneysel metodu kurma şerefinin aslında Müslüman bilginlere ait olduğu, teori ve deneyin metodolojik bütünlüğü konusunda Bacon ve Leonardo da Vinci gibi ünlü bilim insanlarının, Müslüman bilim insanlarından ciddi etkiler aldıkları ünlü Batılı bilim tarihçileri tarafından ifade edilmiştir.[14]

  1. ve 13. yüzyıllarda Arapça’dan Latince’ye yapılan tercümeler, Avrupa’da bir eğitim devrimine yol açmış ve dolayısıyla Batı’da mevcut şekliyle üniversitelerin doğuş sürecinde de etkili olmuştur.[15] Arapça’dan yapılan tercümelerle Batı dillerine giren kelime ve kavramlar, özellikle 16. yüzyılda bu konuda gösterilen özel bir gayretle Batı’nın bilim terminolojisinden çıkarıldı.[16]

İslam düşüncesinin biyoloji alanındaki en etkili isminin İbn Sina olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle el-Kanun fi’t-T›bb isimli eseri biyoloji ve tıp alanlarında yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur. 15. yüzyılın sonlarına doğru el-Kanun, Galenos’un eserleriyle birlikte Batı Avrupa’daki tıp fakültelerinde okutuluyor ve yorumlanıyordu. Bilhassa 13. yüzyıldan itibaren İtalya’da büyük bir ilgiyle karşılanmıştı.[17]

Müslüman bilim insanları teist bir varlık anlayışını, deney ve gözleme önem veren bir bilgi teorisini ve bilim anlayışını, farklı medeniyetlerin bilimsel mirasından faydalanmayı gerekli gören zihniyeti, evreni ve canlıları tanıma faaliyetlerini ibadet kabul eden bir iman anlayışıyla birleştirdiler. Tüm bunları kendi bünyelerinde sentezleyen İslam düşüncesi, Batı medeniyetine önemli bir miras aktardı ve bu miras Batı’nın bundan sonraki felsefi ve bilimsel macerasında etkili oldu.

[1]      Bu konuyla ilgili olarak Enis Doko ile beraber yazdığımız şu kitabı okuyabilirsiniz: Caner Taslaman ve Enis Doko, Kuran ve Bilimsel Zihnin İnşası, İstanbul Yayınevi, İstanbul (2015).

[2]      İlhan Kutluer, İlim ve Hikmetin Aydınlığında, İz Yayıncılık, İstanbul (2004), s. 100.

[3]      George Sarton, Introduction to the History of Science, London (1962), s. 520, 543, 619, 693, 738.; Aktaran: İlhan Kutluer, İlim ve Hikmetin Aydınlığında, s. 100.

[4]      Bekir Karlığa, İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri, Litera Yayıncılık, İstanbul (2004), s. 211.

[5]      Seyyid Hüseyin Nasr, İslam ve İlim, çev: İlhan Kutluer, İnsan Yayınları, İstanbul (1989), s. 159.

[6]      İlhan Kutluer, İlim ve Hikmetin Aydınlığında, s. 101.

[7]      İrfan Yılmaz ve diğerleri, İlim ve Din, Nil Yayınları, İzmir (1998), s. 200.

[8]      Seyyid Hüseyin Nasr, İslam ve İlim, s. 62.

[9]      Bekir Karlığa, İslam Düşüncesinde Canlı Varlık Anlayışı, ‘Cogito Dergisi sayı 32’, Yapı ve Kredi Yayınları, İstanbul (2002), s. 126; Sure İsimleri: 2-Bakara (İnek); 6-Enam (Davar); 16-Nahl (Arı); 27-Neml (Karınca); 29-Ankebut (Örümcek); 105-Fil (Fil).

[10]     Seyyid Hüseyin Nasr, İslam ve İlim, s. 56.

[11]     İsmail Yakıt ve Nejdet Durak, İslam’da Bilim Tarihi, Tuğra Matbaası, Isparta (2002), s. 155.

[12]     Singrid Hunke, Allah’ın Güneşi Avrupa’nın Üzerinde, çev: Hayrullah Örs, Altın Kitaplar, İstanbul (2001), s. 83.

[13]     Bekir Karlığa, İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri, s. 35-47.

[14]     İlhan Kutluer, İlim ve Hikmetin Aydınlığında, s. 102.

[15]     David C. Lindberg, The Beginning of Western Science, Chicago (1992), s. 175, 203-206, 213; Aktaran: İlhan Kutluer, İlim ve Hikmetin Aydınlığında, s. 105.

[16]     Charles Singer, A Short History of Anatomy and Physiology from the Greeks to Harvey, s. 79.

[17]     Bekir Karlığa, İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri, s. 334.

 

İslam Düşünürlerinde Evrim Fikri
Aristoteles'ten Sonra Biyoloji

Bir cevap yazın