Hume ve Tasarım Delili

Mekanik yaklaşım ile gayeci yaklaşım arasındaki tartışma, nasıl teizm ile ateizm arasındaki gerilime dönüşmüştür? Bunun asıl nedeni ateizmin, Tanrı’nın zihnindeki plan (bütün) ile evrendeki oluşumların (parçaların) oluştuğu şeklinde tüm evreni kapsayan bir gayeci yaklaşımı, varlık anlayışları gereği kabul edemeyecek olmasıdır. Hele bazı teistlerin, Tanrı’nın varlığını kanıtlamak için “tasarım delili”ne (teleolojik delile) başvurması, ateizm ile gayeci yaklaşım (teleoloji) arasındaki gerilimin sebebini iyice açığa çıkarır. Bu da “teleolojik delil” ile “teleoloji”yi hem doğru bir şekilde ayırt etmemiz hem de ilişkilerini doğru kurmamız gerektiğini göstermektedir.

“Teleolojik delil” ile Tanrı’nın varlığı, evrendeki canlı veya cansız varlıklardan ve oluşlardan yola çıkılarak ispat edilmeye çalışılır. “Teleoloji” ise varlıklardaki gayeselliği ifade eder. Örneğin “Yağmur bitkilerin büyümesi için yağar” veya “Göz görmek için vardır” önermeleri “teleolojik/gayeci” ifadelerdir. Fakat yağmurun yararlarından veya gözün işlevinden yola çıkılarak Tanrı’nın varlığı ispat edilmeye çalışılırsa “teleolojik delil” (tasarım delili) kullanılmış olur. “Gayeci” ifadeleri teistler kullandığı gibi, bazen ateistler de -özellikle biyolojide- kullanırlar. Diğer yandan kimi teistler, “tasarım delili”ne önem vermeden Tanrı’ya inanırlar; bunların kimisi için insanların zihnindeki “Tanrı” kavramından Tanrı’nın varlığına yükselmeyi ifade eden ontolojik delil, kimisi için evrenin varlığından yola çıkarak Tanrı’nın varlığını temellendirmeye çalışan kozmolojik delil, kimisi için kutsal metinlerin ifadeleri, kimisi için şahsi tecrübeler Tanrı’nın varlığının temellendirilmesi için yeterlidir. Bazıları içinse Tanrı’ya inanç için hiçbir delile gerek yoktur (fideizm). Tanrı’nın varlığıyla ilgili altı delilin incelendiği son bölümde (dördüncü bölüm), bu teori doğru olarak kabul edildiğinde bu delillerin durumu incelenecektir.

Tasarım delilinin farklı biçimleri olsa da bu tür delillerin bütünü; evrendeki gayesel yapının veya düzenin gözlenmesinden hareketle Tanrı’nın var olduğunu temellendirir.[1] Tektanrıcı ilahiyatçılar, felsefeciler ve bilim insanları Tanrı’nın varlığının kanıtlanmasında hiçbir delili bu kadar yoğun olarak kullanmamışlardır. Bu delile karşı en etkili olmuş eleştiriler Hume (1711-1776) ve Kant (1724-1804) tarafından yöneltilmiştir. Daha sonra ise bazı ateistler, Evrim Teorisi’ni tasarım delilinin bazı versiyonlarına karşı kullanmaya çalışmışlardır. Hume ve Kant’ın, tasarım delilinin rasyonel bir Tanrı kanıtlaması için kullanılmasına karşı itirazlarının en önemli destekleyicisi ve tamamlayıcısı olarak Evrim Teorisi gösterilmiştir. Bu yüzden konumuz açısından Hume ve Kant’ın tasarım deliline getirdikleri itirazlar özel bir öneme sahiptir.

Hume, gözlemlediğimiz maddi dünyadan öteye hiç bakmadan, bu dünyanın kendi düzeninin ilkesini içinde taşıdığını düşünerek, maddi dünyayı Tanrı’nın yerine ikâme edebileceğimizi söyler.[2] Buna göre evrendeki düzen gibi görünen durumu açıklamak için bilinçli bir Yaratıcı’ya ihtiyaç yoktur.[3] Hume’un eleştirileri ilk bakışta sadece metafiziğe karşıymış gibi gözükebilir; oysa Einstein’ın da belirttiği gibi, eğer Hume’un metafiziğe yönelik tüm eleştirilerini tutarlı bir şekilde kabul edersek, sadece metafizikten değil tüm düşüncelerimizden vazgeçmemiz gerekir.[4] Çünkü Hume, metafiziği eleştirmek adına, zihinsel kavramlarla dış dünya arasında bağ kurulamayacağını söylemekte ve nedenselliğe şüpheyle bakmaktadır; bu yaklaşıma sahip biri ise sadece metafiziğe değil, Einstein’ın dediği gibi her şeye şüpheyle bakar. Yüksek bir yerden atladığımızda yere düşeceğimize veya ileriye doğru ittiğimiz hafif bir cismin ileriye doğru hareket edeceğine dair inancımıza da evrendeki neden-sonuç arasında kurduğumuz bağlantıyla (nedensellikle) ulaşırız. Hume’un eleştirilerini doğru kabul eden birisi, sadece metafiziksel kanaatlere değil, Einstein’ın da dikkat çektiği gibi bütün bilgiye karşı bilinemezci (agnostik) olur.

Hume’un, Din Üstüne Söylefliler adlı eserinde bahsettiğimiz fikirleri Philo adlı karakter seslendirir. Diğer taraftan Cleanthes adlı karakter, bu kitapta, tasarım delilinin geçerli olduğunu savunur. Kitapta apriori delilleri savunan Demea da vardır; fakat Newtoncu bir bakışı merkeze alan ve gayeci nedenlerle mekanik yaklaşımın sentezini yapan Cleanthes’tir. Philo’nun Cleanthes ile atışması, bir anlamda Hume’un Newtoncu yaklaşıma cevapları olarak da görülebilir. Hume gerek bu eseri, gerek diğer eserleri içinde sunduğu fikirlerinden dolayı “agnostik” felsefecilerden biri olarak sınıflanmıştır. Buna göre o, teizmin de ateizmin de rasyonel delillerle temellendirilemeyeceğine inanmaktadır. “Agnostik” olarak sınıflanan bir felsefeciden beklenen ise Tanrı’nın varlığının rasyonel delillerle temellendirilmesine karşı çıkmaktır. Genel eğilim, Hume’un kitabındaki Philo adlı karakter ile Hume’un kendisini özdeşleştirmek ve Hume’un Cleanthes’i galip ilan etmesini kendi döneminin baskılarıyla açıklamak yönündedir.[5]

[1]      Necip Taylan, Düşünce Tarihinde Tanrı Sorunu, Şehir Yayınları, 2. Baskı, İstanbul (2000), s. 72.

[2]      David Hume, Din Üstüne, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara (1995), s. 170.

[3]      David Hume, Din Üstüne, s. 172.

[4]      Albert Einstein, Remarks on Russell’s Theory of Knowledge, (ed: Paul Arthur Schilpp, ‘The Philosophy of Bertrand Russell’ içinde) Tudor, New York (1994), s. 289.

[5]      Ernst C. Mossner, Hume ve Söyleşiler’in Kanıtı, çev: Mete Tunçay, (D. Hume, ‘Din Üstüne’ içinde) İmge Kitabevi Yayınları, Ankara (1995), s. 103-105.

 

Kant, Gayesellik, Tasarım Delili ve Biyolojide Metot
Newton ve Evrensel Kanunlar

Bir cevap yazın