Dünyanın Yaşı İle İlgili Tartışmalar

Hıristiyan toplumlarda dünyanın yaşı ile ilgili çıkan sorun, en çok İrlanda başpiskoposu James Usher’in (1581-1656) yaptığı hesaptan kaynaklanmıştır. Protestan Hıristiyanlar Usher’in hesabına dayanarak dünyanın MÖ 4004 yılında yaratıldığını kabul ettiler. Cambridge Üniversitesi Rektör Yardımcısı Lightfoot, yaratılış yılı olarak bu yılı kabul etti, günü ve saati kendisi hesapladı; 23 Ekim günü sabah saat 9’da yaratılış olmuştu.[1] Birçok dinbilimci, Kitabı Mukaddes’te geçen ve Usher’in “oğlu” olarak aldığı ifadenin “soyundan olan” anlamına geldiğini ve Usher’in hesabının güvenilir olmadığını söylemişlerdir. Ayrıca Stephen J. Gould’un belirttiği gibi Usher’in bu hesabıyla ilgili olarak, Kitabı Mukaddes’ten aktarılan kronolojide atlamalar olması gibi sorunlar vardı. Ayrıca kameri aylarla ilgili artık yıllar sorunu vardı. Bu sorun, geçmişte, Jülyen (Roma) takvimi ile yerine 1582 yılında Papa 13. Gregorus’un düzelterek uygulamaya koyduğu Gregoryan takviminde karışıklığa yol açmıştı. Ama Usher Anglikandı ve Papa’nın takvimiyle hiçbir ilişkisi olamazdı.[2]

Usher’in saptadığı tarihler o kadar önemsendi ki Kitabı Mukaddes’in Kral James tarafından onaylanmış baskılarının sayfa kenarlarında bile bu tarihler basılmaya başlandı. Böylece 17. yüzyılda ortaya çıkan bu fikir, adeta Hıristiyanlığın temel bir öğretisiymiş gibi algılanmaya başlandı. Bilim ile dinin çeliştiğini savunanlar, Hıristiyanlıkla Usher’in vardığı sonuçları özdeşleştirerek -bu arada “din” de genelde Hıristiyanlıkla özdeşleştirilmektedir- ve bilimin dünyanın uzun dönemler sonucunda oluştuğunu gösteren bulgularıyla bunu karşı karşıya getirerek haklılıklarını ispat etmeye çalışmışlardır. Aslında Usher’in amacı bilimle dini uzlaştırmaktı fakat giriştiği çaba istediğinin tam aksine bir sonuca sebep oldu.

Evrim Teorisi ortaya konulduğunda Protestan İngiltere’deki dini çevrelerin çoğu Usher’in tarihlendirmesini kabul ediyorlardı. Evrim Teorisi’ni ortaya koyanlar, bütün canlıların tek bir atadan ve birbirlerinden değişerek oluştuğu iddiasını, ancak canlıların yeryüzünde çok uzun bir süre önce ortaya çıkmaya başlamasıyla ve Dünya’nın çok uzun süre önce var olmasıyla savunabilecekleri kanaatindeydiler. Evrim Teorisi’ne din adına karşı çıkışların daha baştan gözükmesinde ve daha baştan Evrim Teorisi ile din (Hıristiyanlık) arası bir gerilimin oluşmasında Evrim Teorisi’nin Usher’in tarihlendirmesi ile çelişmesi oldukça önemli bir yere sahiptir.

Yerküre katmanları üzerine tüm çalışmalar ve gittikçe ilerleyen fosilbilim, Usher’in, dünyayı 6000 yıllık bir yer olarak gören yaklaşımının hatalı olduğunu gösterdi. Martin Lister (1639-1712), 18. yüzyılın başında, fosillerin eşi benzeri olmayan garip taşlardan ibaret olduğunu ve kayalarda oluşmalarının canlılarla hiçbir ilişkisi olmadığını savunmuştu.[3] Bernard Palissy (1510-1589), fosillerin, soyları tükenmiş hayvan kalıntıları olduğunu savunan ilk kişi olarak gösterilir.[4] Fakat Lister’in fosillerin canlılarla bir ilişkisi olmadığı fikrinin 18. yüzyılda taraftar bulduğunu düşünürsek, fosilbilimin ne kadar yeni (geç gelişmiş) bir bilim dalı olduğunu kavrayabiliriz. Her ne kadar çok daha önceden Herodotus, Strabo, Plutarch ve de özellikle Xenophanes, fosillerden bahsetmiş olsalar da ancak 17. yüzyılda başlayan ve 18. ile 19. yüzyılda artan bir gayretle fosiller üzerinde çalışma bilimsel bir nitelik kazanabildi.[5]

Usher 17. yüzyılda dünyanın yaşını tarihlendirdiğinde fosilbilimin ciddi, sistematik bir yapısı ve bilim dünyasında bir otoritesi yoktu. Fakat 18. yüzyılda ve özellikle 19. yüzyılda fosilbilimde kaydedilen ilerlemeler, dünyanın yaşı ile ilgili konularda Usher’in fikirlerini benimseyen dini çevrelerle birçok bilim insanını karşı karşıya getirdi. Yapılan tartışmalarda Nuh Tufanı ve canlıların ortaya çıkış tarihi ile dünyanın yaşı ve geçirdiği evreler merkezdeydi. Dünyanın durağan bir durum içinde, ancak döngüsel değişimler geçirdiğini, doğal süreçlerin bir denge durumunda olduğunu söyleyen yaklaşım ile doğanın doğrusal, tek yönlü (evrimci) bir süreç içinde olduğunu söyleyen yaklaşım yerbilimi alanında tartışma içindeydi. Bu ikinci yaklaşımın içinde ise yeryüzünün büyük değişimler (catastrophism) mi, yoksa sürekli küçük boyutlu değişimler mi geçirdiği (uniformitarianism) şeklinde farklı yaklaşımların tartışılması yapıldı. (Dinlerle ilgili bölümde yerbilimle -jeoloji- ilgili konuların dinsel inançlar bağlamında değerlendirmesi yapılacaktır.) Yerbilimi ile fosilbilimi, bu iki alanın açık ilgisinden dolayı bir arada ele alındı. Tüm tartışmalarda, Usher’in yaklaşımının Hıristiyanlık ile özdeşleştirilmesinin getirdiği sorunlar kendini gösterdi.

[1]      Bertrand Russell, Bilim ve Din, çev: Hilmi Yavuz, Cem Yayınevi, İstanbul (1999), s. 35.

[2]      Stephen Jay Gould, Eight Little Piggies: Reflections in Natural History, Penguin Books, London (1993); Aktaran: David Oldroyd, İnsan Düşüncesinde Yerküre, çev: Ülkün Tansel, Tübitak, Ankara (2004), s. 75-76.

[3]      David Oldroyd, İnsan Düşüncesinde Yerküre, s. 80.

[4]      Jean Theodorides, Biyoloji Tarihi, s. 40.

[5]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 139.

 

Linnaeus, Türler ve Taksonomi
Önoluş ve Sıralıoluş

Bir cevap yazın