Dirimselcilik ve Mekanik İşleyiş

Descartes, sadece metodolojisiyle değil, felsefesindeki diğer unsurlarla ve canlılar üzerindeki çalışmalarıyla da biyoloji ve biyoloji felsefesi üzerinde derin izler bıraktı. Descartes’ın felsefesinde Tanrı (diğer varlıklarla kıyaslandığında) gerçek cevherdir, diğer bütün varlıklar Tanrı’nın sayesinde var olabilirler. Descartes, bu şekilde Tanrı ve diğer tüm varlıkları ayırdıktan sonra, insan zihnini ve maddeyi de iki farklı cevher olarak ayırır. Düşünme insan zihninin, uzam ise maddenin en temel özelliğidir. Burada düşünen zihnin maddi bedenle nasıl iletişime geçtiği, maddi bedeni nasıl hareket ettirdiği sorusu ortaya çıkar. Descartes bu felsefi sorunu biyolojik bir açıklamayla çözmeye çalışmıştır. O, beyindeki küçük bir epifiz bezi sayesinde bu ilişkinin kurulduğunu söyledi. Akıl sahibi ruhu, epifizde yerleşmiş; boru ve kanallarla oluşan yapay bir sistemde suyun akışını kontrol eden ve can ruhlarının akışını şu ya da bu uzva yönlendiren bir musluk başına benzetti.[1] Descartes’tan sonra beden-ruh uyumunun nasıl sağlandığı sorusuna hem felsefi akıl yürütmelerle hem de beyin üzerindeki biyolojik çalışmalarla cevap bulunmaya çalışılmıştır. Hâlâ bu konudaki tartışma devam etmektedir. Bu tartışmaya felsefecilerle beraber biyologlar, fizikçiler, psikologlar da katılmakta, beden-ruh uyumu ile beraber özgür irade sorunu da bu tartışmaya dâhil edilmektedir.[2] Bu tartışmanın arka planını anlatan hemen her yazıda Descartes’a göndermeler yapılmaktadır. Descartes, sadece insanların madde dışında düşünen bir cevhere (ruha) sahip olduğunu düşündüğünden hayvanları makineler olarak gördü. Bu makineler, Tanrı tarafından yapılmış oldukları için insan üretimi otomatlar ve makinelerden çok daha üstün özelliklere sahip olsalar da bu, hayvanların hareketlerinin makineler gibi mekanik kanunlar çerçevesinde açıklanabileceği gerçeğini değiştirmiyordu.[3]

La Mettrie ve Holbach gibi mekanik anlayışın en koyu savunucuları ile bunlara karşı dirimselciliği (vitalism) savunanların, kısacası birbirlerine karşı konumlandırılmış bu iki yaklaşımın da Fransa’da çıkması, Descartes’ın etkisine bağlanır.[4] Metabiyolojide akla ilkin karşıt iki görüş gelir; bunlar mekanik yaklaşım ve dirimselciliktir.[5]

Dirimselciler canlının fiziko-kimyasal süreçlerle açıklanamayacağını, canlı ile cansız ayırımı yapmayan mekanik yaklaşım savunucularının hatalı olduğunu söylerler. Bunlara göre canlıların bedenlerindeki fiziko-kimyasal süreçlerin, canlılıkla ilgili tüm oluşumlardan sorumlu olduklarını kabul etsek bile; bunlarla, canlılığa dair tüm olguların açıklanamadığı, yine de apaçıktır. Hücrelerin birleşmesi bir ölçüde canlıların açıklamasını verir ama canlıların sahip olduğu görme, işitme, zevk alma, acı çekme gibi özellikleri artık ne hücreyle, ne kimyasal elementlerle, ne de atomlarla açıklanabilir. Hücre seviyesinden bilinç seviyesine geçince kopuş o kadar büyük olur ki, bilincin hallerinin hiçbirini, bilinç dışındaki hiçbir şeye benzetemeyiz. Descartes’ın kabul ettiği gibi zihni (ruhu) ayrı bir cevher olarak kabul edelim veya etmeyelim; bilinç hallerinin açıklamasını sırf mekanik süreçlerle ve fizikalist indirgemecilikle yapmak mümkün gözükmemektedir.[6]

Dikkat edilmesi gereken husus, bilimsel metodolojisinde mekanik yaklaşımı benimseyenlerin tümünün, canlılığın her yönünün, cansız maddelerin mekanik bir süreçle etkileşimi sonucunda açıklanabileceğini savunmadığıdır. Canlılığın mekanik süreçlerle açıklanamayacağını söyleyen herkes de canlılığı ayrı bir cevher ile açıklamak zorunda değildir. Ayrıca bazılarının zannettiği gibi mekanik yaklaşımın biyolojide mutlak olarak evrim fikrine yol açtığı, dirimselci yaklaşımın ise evrim karşıtı pozisyona götürdüğü de söylenemez. Dirimselciliğin en ünlü temsilcilerinden biri olan Bergson’un (1859-1941) Evrim Teorisi’ni savunması bunun delillerindendir. Bergson, mekanik tarzda gelişen bir evrim yerine “yaratıcı bir evrim” modeli önerdi. Zekânın ve içgüdünün “yaşam atılımı”nın eserleri olduğunu söyledi.[7]

Tanrı’ya inanan bir kişi, bilimsel metodolojisinde, mekanik bir yaklaşıma da dirimselci bir yaklaşıma da bu ikisinin bir sentezine de inanabilir. Dirimselci yaklaşıma inanmış olan -ender de olsa- bazı ateistler olabilir, fakat maddeyi var olan tek cevher olarak gören bir materyalist-ateistin, dirimselci yaklaşımı benimseyip madde dışı bir cevher kabul etmesi varlık anlayışına aykırı olacağı için, dirimselciliği kabulü kendi sistemi açısından sorunlu olacaktır. Buna karşılık Tanrı’nın varlığını ve her şeyi yarattığını kabul edenler için, canlılığın maddi olmayan bir cevherden oluşup oluşmadığı meselesi hayati öneme sahip değildir. Tanrı’nın varlığını kabul eden bir kişi için, Tanrı dışı tüm varlıkların, Tanrı’nın planıyla ve kudretiyle yaratmasının ürünleri olup olmadıkları hayati bir öneme sahiptir. Teistler içinde insanın ve canlıların maddeden ayrı bir cevhere (ruha) sahip olduğunu savunanlar olduğu gibi, sadece insanların bu cevhere sahip olduğunu hayvanların ise böylesi ayrı bir cevhere sahip olmadığını söyleyenler (Descartes gibi) ve insanların ruhundan kastın ayrı bir cevher olmadığını, ruhun, maddenin bileşimi sonucu oluşan insanın, canlılığına veya zihnine karşı geldiğini söyleyenler de olmuştur. (Bu konu dinlerle ilgili bölümde ele alınacaktır.) Anlaşılıyor ki bir teist ile bir ateist arasındaki en temel ayrılık Tanrısal planlamayı ve kudreti kabul edip etmeme noktasındadır; mekanik yaklaşım ve dirimselcilik arasında alınacak tavırda değildir. Ama bir ayrım yapılacaksa; bir teistin her iki pozisyonu da seçmesinde bir sıkıntı olmadığı, fakat bir ateistin dirimselci pozisyonu seçmesinin sıkıntılı olduğu söylenebilir.

[1]      John Cottingham, Descartes Sözlüğü, çev: Bülent Gözkan ve Diğerleri, Sarmal Yayınevi, İstanbul (1996), s. 96.

[2]      Werner Heisenberg, Fizik ve Felsefe, çev: M. Yılmaz Öner, Belge Yayınları, İstanbul (2000), s. 62.

[3]      Rene Descartes, Metod Üzerine Konuşma, s. 46.

[4]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 97-98.

[5]      Teoman Duralı, Canlılar Sorununa Giriş, Remzi Kitabevi, İstanbul (1987), s. 61-62.

[6]      Caner Taslaman, Allah’ın Varlığının 12 Delili, İstanbul Yayınevi, İstanbul (2015), 10.,11. ve 12. deliller.

[7]      Henri Bergson, Yaratıcı Tekamül, çev: Şekip Tunç, Milli Eğitim Basımevi, 2. Baskı, İstanbul (1986), s. 181-242.

 

Leibniz, Uzlaştırma ve Ezeli Uyum
Descartes, Matematik, Mekanik Açıklama ve Gayesellik

Bir Cevap Yazın