Buffon ve Dönüşümcülük

Buffon (1707-1788), Linnaeus ile aynı yıl doğdu, ondan daha fazla yaşadı ve birçok konuda ters düştüğü Linnaeus gibi biyoloji tarihinin en önemli bilim insanlarından biri oldu. Buffon, yorumlanması en güç bilim insanlarından birisidir; bunun sebeplerinden biri evrendoğumdan (kozmogoniden) hayvanbilimine kadar çok geniş bir alanda ansiklopedik eserler yazmış olmasıdır, diğer bir sebep ise zamanla değişmiş olan fikirlerinin eserlerinde oluşturduğu çelişkilerdir.[1] Buffon, Linnaeus’un taksonomisini birçok yönden eleştirdi ve doğada bireylerin olduğunu, bu şekilde sınıflandırmaların salt zihnin bir ürünü olduğunu söyledi.[2] İki ayrı türün özelliklerini gösteren ara türlerin olmasını, “türlerin” aslında işimizi kolaylaştıran bir zihin projeksiyonu olmaktan ibaret olmasına delil gösterdi. Histoire Naturelle isimli ansiklopedik eserinin ilk ciltlerinde türlerin zihnin dışındaki ontolojik gerçekliğini reddeden Buffon, sonraki ciltlerde türlerin ontolojik gerçekliğini kabul etti ve bu fikirlerini ufak değişikliklerle hayatının sonuna kadar muhafaza etti.[3] Buffon’un türleri gerçek varlıklar olarak kabul ettiği zamanki görüşleri de Linnaeus’tan farklıdır. Onun “tür” yaklaşımında, Linnaeus’un ve Platon’un “özcü” yaklaşımlarından daha çok Aristoteles’in yaklaşımına yakın olduğu söylenebilir.[4] O, türleri kabul ettiğinde, bu türlerin sahip olduğu “özleri”, zihinsel akıl yürütmelerle değil, tamamen deneysel ve gözlemsel temelde açıklamaya çalıştı ve özellikle aralarında çiftleşen türlerin oluşturduğu “gen havuzu”na dikkat çekti. Türleri bu gen havuzu ile açıklarken türlerin değişimlerini özellikle çevresel etkenlere bağladı. Onun özellikle çevrenin değiştirici etkisine vurgusunun Lamarck’ın ve Darwin’in üzerinde etkili olduğu söylenmiştir.

O, Linnaeus’un “cins” (genus) başlığı altında topladığı kökensel türlerin, en başta yaratıldığını ve bunlardan melezleşme yoluyla diğer türlerin oluştuğunu söyledi. Melezleşme yoluyla oluşan türler ise baştaki mükemmelliklerini kaybediyorlardı. Görülüyor ki Buffon, Linnaeus’dan daha az sayıda kökensel türün başta yaratıldığını ve bunlardan diğer türlerin oluştuğunu söylemiştir. Buffon’daki “kökensel türler”den diğer türlerin değişimle oluşumu bir dejenerasyondur. Dolayısıyla Evrim Teorisi ile savunulan, genel eğilimin kompleks türlere doğru bir değişikliğin olduğu düşüncesi Buffon’un anlayışıyla bağdaşmaz. Buffon’un türler hakkındaki bu düşüncesi termodinamiğin ikinci kanunu olan entropiye benzemektedir. Entropi yasası, evrenin ilk baştaki oluşumundan itibaren sürekli düzensizliğe gittiğini ve bu sürecin tersine döndürülemez olduğunu söyler. Buffon’un türleri de, deyim yerindeyse entropiye benzer bir kanunun altında; daha az gelişmiş, daha az mükemmel melez türleri oluşturabilirler ve bu oluşum, melez türlerin yabancı türlerle üremesinin engellenmesiyle kapalı bir sistem içinde kalır.

Buffon’a göre ilk kökensel türlerin nasıl oluştuğu sorulabilir. Buffon, kökensel türlerin “kendiliğinden türeme” ile oluştuğuna inanıyordu. Kendiliğinden türemenin olup olamayacağı Buffon’un döneminde tartışılan bir konuydu. Buffon, en kompleks kökensel türün bile kendiliğinden türemeyle oluştuğunu kabul etti.[5] Bu kökensel tür, Aristo’nun “form”u gibi iş görüyordu ve türün tüm değişimlerine ve aldığı şekillere karşın sınırlarını çiziyordu.[6] Buffon, aynı zamanda bir evrenbilim uzmanıydı ve Newton ile Leibniz’in fizik teorilerinin derin etkisi altındaydı. O, mekanik bir yaklaşımla evrene ve canlıya ait özellikleri tarife çalışıyordu. Buffon’un kendiliğinden türeme yaklaşımıyla, Diderot ile Lucretius gibi arkasında bir bilincin planlaması olmayan ve sürekli deneme ile yanılmaların sonucunda oluşan bir kendiliğinden türemeyi savunmadığını belirtmek gerekir.[7] Kendiliğinden türemeye teistler de inandı, fakat Evrim Teorisi ortaya konulmadan önce ateistlerin birçoğu bu yaklaşımı Tanrı’nın yaratışının tek alternatifi olarak kabul ettiler. Buffon, kendiliğinden türemeyi ateist bir yaklaşımla kullanmadı ve bu fikrine rahip Needham’ın -önceden belirtilen- deneyini delil olarak gösterdi.

Buffon, tüm canlıların “ortak ata”dan geldiği fikrinden -Evrim Teorisi’nin en temel görüşlerinden birisidir- ilk bahseden kişidir. Fakat o, böyle bir fikrin ileri sürülebileceğinden bahsettikten hemen sonra, böylesi bir durumun neden gerçekleşmediğinin delillerini sıralar: Birincisi, bilinen tarihte, hiçbir yeni türün oluştuğu gözlemlenmemiştir. İkincisi, melezlerin (katır gibi) yeni döller vermemesi türlerin arasında aşılması imkânsız bir sınır oluşturmuştur. Üçüncüsü, iki türün birbirinden oluştuğunu söyleyenler bir sürü ara form göstermek zorundayken, bu ara formlar mevcut değildir.[8] İlginçtir ki Buffon, Evrim Teorisi’nin temel birçok tezini, bu tarz bir yaklaşımın mümkün olmadığını göstermek için de olsa, yine de ilk ortaya koyan kişi olmuştur. O, bir yönüyle Evrim Teorisi’nin gerçek babası kabul edilebilir, fakat bu, bu babanın, sadece çocuğunu öldürmek için dünyaya getirdiğini söylemek anlamını taşıyacaktır.

Buffon, fiziğin -özellikle Newton fiziğinin- derin etkisi altındaydı ve fizikteki gelişmelerin biyoloji alanına olan etkisinin iyi bir örneğiydi. O, Newton gibi Leibniz’i de okumuştu ve evren yasalarının matematiksel düzenine hayranlık duyuyordu. Canlıların da aynı yasalara tabi olduğunu savunarak, bu temel görüşleri gözlemsel, deneysel biyoloji çalışmalarının metodolojisine yerleştirdi ve biyolojinin yanında ekoloji, yerbilimi, evrendoğum gibi konularda da aynı metodolojiyi kullandı.

Buffon, Newton’un takipçisi William Whiston’u (1667-1752) takip ederek yeryüzünün Güneş ile başka bir yıldızın çarpışmasından oluştuğunu savundu. Newton’un soğuma yasasından yararlanarak yeryüzünün yaşını deneysel bir yaklaşımla tespit etmeye çalıştı. Bir dizi demir küre üretti ve bunları neredeyse erimiş duruma gelene dek ısıtarak ayrı yerlerde soğumaya bıraktı; tüm bunların sonucunda yaptığı hesaplarla yeryüzünün yaşının 75.000 yıl civarında olduğunu[9] ve yeryüzünün birbirinden farklı yedi evrede oluştuğunu söyledi.[10] Özel sohbetlerinde Dünya’nın yaşının üç milyon yıl olabileceğini de belirtmiştir. Daha evvel gördüğümüz gibi Buffon’dan evvelki yüzyılda Usher’in ortaya koyduğu kronoloji adeta Hıristiyanlığın resmi öğretisiymişçesine savunulmaya başlanmıştı. Dönemindeki birçok düşünür ve bilim insanı gibi Buffon’un da bu konudaki muhalefeti önemli olmuştur.

Buffon, insanın biyolojik yapısı üzerine de detaylı çalışmalar yaptı; embriyo aşamasından değişik yaşlardaki durumuna kadar insanı inceledi. Özellikle çocuğun dili öğrenmesi ve insanın bilinçli bir varlık olması üzerinde durdu. İnsanın vücut yapısının hayvanlarla benzer olduğunu, fakat insanlarla hayvanların mukayese bile edilemeyeceğini savundu.[11] O, etkisi altında kaldığı Descartes gibi, insan için var olmanın ve düşünmenin aynı olduğunu kabul etti. Hayvanların düşünemeyeceği kanaatinde olduğu için ise hayvanların ve insanların arasında kapatılamaz bir uçurum bulunduğu ve insanların hayvanlardan türeyemeyeceği sonucuna vardı.[12] Buffon, görüşlerini Evrim Teorisi’ni reddetmek için ortaya koymasına, insanın hayvanlardan mahiyet farkıyla ayrıldığını, kökensel türlerin başlangıçtaki yaratılışlarını muhafaza ettiklerini ve üreme engeliyle karışmalarının engellendiğini savunmasına karşın; kökensel türlerden diğer türlerin ürediğini (kökensel türlerin “ortak atalar” olduğunu) savunması ve dünyanın yaşı ile ilgili görüşlerinden dolayı, Evrim Teorisi’nin hem düşmanı hem de babalarından biri olmak gibi, ironik şekilde zıt iki tanımlama, onun için kullanılabilir.

[1]      Fairfield Osborn, From The Greeks to Darwin, s. 130-131.

[2]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 222.

[3]      Peter J. Bowler, Evolution The History of an Idea, s. 68.

[4]      Ernst Mayr, Toward A New Philosophy of Biology, s. 340.

[5]      Peter J. Bowler, Evolution The History of an Idea, s. 71.

[6]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 333.

[7]      Fairfield Osborn, From The Greeks to Darwin, s. 117.

[8]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 333.

[9]      David Oldroyd, İnsan Düşüncesinde Yerküre, s. 137-140.

[10]     Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 224.

[11]     Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 226-227.

[12]     Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 331-332.

 

Schelling, Hegel ve Felsefede "Evrim" Kavramının Yükselişi
Linnaeus, Türler ve Taksonomi

Bir Cevap Yazın