Atomcu Görüş ve Evrim

Eski Yunan’da Atomculuğu ortaya atan ilk kişi Leukippos’tur. İlkçağ kaynakları, bir ontoloji kuramı olarak bu öğretiyi büyük ölçüde Leukippos’un geliştirdiğini ifade etmektedir.[1] Buna rağmen Atomculuğu sistematik olarak ortaya koyan ilk kişinin Demokritus olduğu kabul edilir. Bu kurama göre atomlar öncesiz ve sonrasızdır. Demokritus evrenin işleyişini, mekanik bir şekilde atomların hareketleriyle açıklar. Aristoteles ise Demokritus’u, gayeci (teleolojik) yaklaşımı tamamen dışlayıp evreni doğal bir zorunlulukla açıkladığı için eleştirmiştir.[2]

Atomcu kuramı savunan Demokritus, onun takipçisi Epikurus ve onlardan çok daha açık şekilde ateist-materyalizmi savunmuş olan Lucretius, evrende bilinçli bir tasarımın varlığını reddetmişlerdir. Evrenin ve canlıların, atomların hareketleri sonucunda oluştuğunu savunan bu yaklaşımla; her oluşun mekanik bir tarzda, sebep-sonuç ilişkileri içerisinde oluştuğu ve sürecin herhangi bir bilinçli planın eseri olmadığı ifade edilmiştir. Bu yaklaşıma göre sebep-sonuç ilişkilerinin dışında bir tesadüf olamaz. Fakat bu yaklaşımda bulunanlardan, “evrenin tesadüfen oluştuğunu” söyleyenler, “tesadüf” kelimesini “bilinçli bir tasarımın karşıtı”, “bilincin yönlendirmediği bir zorunluluk” anlamında kullanmışlardır. (Bu kitapta “tesadüf” kavramı daha çok bu anlamıyla kullanılmıştır.)

İşte Eski Yunan atomcularının ve onların takipçilerinin teizmle (tektanrıcılık)[3] en büyük uyuşmazlığı bu noktadadır. Teizm, mekanik bir evren görüşünü kabul edebilir, -teist düşünürlerin aralarında bu konuda tartışma olsa da- fakat evrenin bilinçli bir tasarımın ürünü olmadığını ve bu anlamdaki gayeciliğin reddini kabul edemez. Kitabın ilerleyen sayfalarında görüleceği gibi, gayeciliğin kabul edilip edilmemesi ve mekanizm-gayecilik tartışması, Evrim Teorisi ile ilgili tartışmalarda önemli bir yere sahiptir. Böylece Aristoteles’in Demokritusçu yaklaşımla Atomcu kuram bağlamında yaptığı tartışma, 2000 yıldan daha uzun bir zaman diliminden sonra, tarihin yeni oyuncuları tarafından yepyeni bir içerik merkezinde tekrarlanmıştır.

Tektanrıcı dinlerin evrenin bir başlangıcı ve sonu olduğunu kabul etmelerine karşın Eski Yunan’da ezeli, ebedi ve durağan bir evren modeli hâkimdi. Evrende var olan değişiklikler bile döngüsel bir mantıkla açıklanıyor ve kuramlarında her şey aslına geri dönüyordu. Örneğin Atomcu kurama göre canlılar ve her şey atomların etkileşimi ile var oluyordu, daha sonra her şey aslına, yani atomlara dönüşüyordu. Atomlar öncesiz ve sonrasızlıklarıyla her şeyin nihai açıklamasıydılar. Bu varlık anlayışı (ontoloji), Tanrı’nın merkezde olduğunu ve evreni yoktan yaratıp bir gün yok edeceğini söyleyen tektanrıcı dinlerin anlayışından tamamen farklıdır.

Bir teist, Atomcu kurama benzer şekilde mekanik yaklaşımla evreni açıklayabilir. Hem teist evrimciler hem de ateist evrimciler olduğu gibi, teist bir Atomcu kurama inananlar da olabilir ve olmuştur da. Fakat bir teist, atomların öncesiz ve sonrasızlığını, evrende gayesel bir oluşum olmadığını, atomların her şeyin nihai açıklaması olduğunu kabul edemez. Tanrı merkezli varlık anlayışı nihai açıklamayı Tanrı’da bulur; teist için evrenin oluşumu muhakkak gayeseldir, çünkü Tanrı’nın zihnindeki plan evrene ve canlılara sebep olmuştur.

Ne her Atomcu kurama inanan ateisttir ne de her ateist evrimci olmak zorundadır. Tarihin ünlü ateistlerinde, günümüzün Evrim Teorisi’nin izlerini arayarak, onları bu teorinin öncüsü, ilham kaynağı olarak görmek yanlış bir yaklaşımdır. Demokritus ve Epikurus’un en ünlü takipçisi ve onlardan çok daha açık bir şekilde ateizmi savunan Lucretius’u da evrimci olarak görmek doğru değildir. Lucretius fieylerin Do€as›na Dair isimli şiirinde şöyle demektedir:

“Her şeyin kendine has gelişim süreci vardır;

Her biri birbirinden farklı yanlarını muhafaza etmelidir,

Bu, Doğa’nın geri döndürülemez kanunudur.” [4]

Lucretius evrimsel süreçle tesadüfi bir oluşumu değil, tesadüfi bir şekilde “kendiliğinden oluşumu” (spontaneous generation) savunmuştur. Görüldüğü gibi ateizm için önemli olan bilinçli bir gücün planlamasıyla ilişkisiz bir oluşumu kabul etmektir. Ateizm ile Evrim Teorisi’ni ilişkilendirmeye çalışan bazı araştırmacılar, Eski Yunan’a kadar geri gitmiş ve o dönemin ateistlerinin kullandığı birkaç cümle ile Evrim Teorisi arasında zorlamaya varacak ölçüde bir bağ kurmaya çalışmışlardır. Türlerin yok olması gibi bazı olgulara dikkat çekilmesini, türlerin birbirinden evrimleştiğini söyleyen Evrim Teorisi’nin doğal seleksiyonu ile karıştırmamak gerekir. Eğer bunlar birbirine karıştırılırsa, tarihteki yüzlerce kişinin Evrim Teorisi’ni önceden sezinlediği söylenebilir.

Evrim Teorisi’nin doğru olup olmadığı antik dönemin bir tartışması değildir. Fakat gayeci bir yaklaşımın doğru olup olmadığı ve evrenin bilinçli bir tasarımın ürünü olup olmadığı, antik dönemden beri süren bir tartışmadır ve Evrim Teorisi ile bu tartışma daha sonra doruk noktasına ulaşmıştır.

[1]      Arda Denkel, İlkçağda Doğa Felsefeleri, Özne Yayınları, İstanbul (1998), s. 54.

[2]      Friedrich Albert Lange, Materyalizmin Tarihi ve Günümüzdeki Anlamının Eleştirisi 1, s. 41.

[3]      Tektanrıcılık anlayışının daha doğru ifadesi “monoteizm”dir. Fakat bu kitapta, daha yaygın olarak kullanılan “teizm” ifadesi aynı anlamda kullanılmıştır.

[4]      Ernst Mayr, The Growth of Biological Thought, s. 306.

 

Platon ve Evrim
Eski Yunan Medeniyetinin İlk Filozofları ve Evrim

Bir Cevap Yazın