Aristoteles’ten Sonra Biyoloji

Aristoteles deneysel, gözlemsel biyolojiye büyük katkıda bulunmasının yanında, biyoloji felsefesi alanında ileri sürdüğü görüşler iki bin yılı aşkın bir süre alıntılanmış veya ona cevap verilmeye çalışılmıştır ve onun muhalifleri bile onun önemini yadsımamıştır.

Aristoteles Atina’dan firar ettikten sonra okulunun yönetimini, Platon’un okulundan beri beraber olduğu talebesi Theophrastus’a (MÖ 370-287) bıraktı. O da otuz yılı aşkın bir süre bu okulu yönetip birçok talebe yetiştirdi. Theophrastus’un çalışmaları botanik konusunda kendi döneminin zirvesidir.[1] O, 500’ün üzerinde bitki türünden bahsetmiş ve “Botaniğin babası” olarak anılmıştır. De Causis Plantrum (Bitkilerin Sebepleri) ve Historia Plantrum (Bitkilerin Doğal Tarihi) adlı ünlü eserlerinde, bitkilerin üreme sisteminden hastalıklarına kadar birçok konuyu ele alır.[2] Theophrastus’un yaklaşımının felsefe açısından değeri, deneysel yaklaşıma önem verilmediği bir devirde, deneyin ve gözlemin, bilgi teorisi açısından önemine inanması ve bizzat kendisinin uygulamalarıyla Aristoteles’in bilgisel ve kuramsal mirasını geliştirmesindedir.

Bu dönemden sonra biyolojiye önemli katkıda bulunanların birçoğu aynı zamanda hekimdir. Örneğin Herophilus’un (MÖ 300’ler civarı) anatomi konusundaki çalışmaları önemlidir, eserlerinin çoğu kaybolmuş olmasına rağmen başkalarının ondan yaptığı alıntılardan kendisinin yaşadığı dönemin en önemli iki anatomi bilgininden biri olduğu anlaşılmaktadır. Yaptığı otopsilerle insan vücudu hakkındaki bilgilerin birçoğunu ilk defa insanlığa kazandıran odur.[3] Erasistratus (MÖ 290’lar civarı), Herophilus’un çağdaşıydı ve o da önemli bir anatomi bilgini ve fizyolojistti. Demokritus’un atomcu kuramına yakındı.[4] Kalp üzerine dikkatlice çalıştı ve kapakçıklarını isimlendirdi, dolaşım sistemi ve sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı, beynin kıvrımlarını inceledi. İskenderiyeli bu iki anatomi bilgininin birbirleriyle rekabeti biyoloji biliminin gelişimi açısından önemli sonuçlar verdi.[5]

Romalıların biyolojiye katkılarına gelince; milattan sonra 1. yüzyılda yaşayan Pliny (23-79), Do€a Tarihi adlı geniş kapsamlı bir ansiklopedi yazmış ve bu eser 15 yüzyıl boyunca başvuru kitabı olmuştur.[6] Antik dönemin son önemli biyoloji bilgini 2. yüzyılda yaşayan Galenos’tur (129-200). Bergama’da doğan Galenos, Roma’da hekimlik ve cerrahlık yaptı, birçok tıp kitabı yazdı. Anatomiciydi; fil, domuz ve maymun gibi birçok hayvanın üzerinde otopsi uygulayarak sinir sistemlerini, kalplerini inceledi. Deneysel fizyolojinin kurucusu kabul edilir.[7] 17. yüzyıla dek biyoloji bilimi üzerinde en etkili birkaç isimden biri oldu. Hatta Aristoteles ile beraber en etkili iki kişiden biri olduğu da söylenebilir. Galenos kendinden önceki mirastan önemli ölçüde yararlandı ve Aristoteles’in gayeci yaklaşımını benimsedi. Anatomi ve fizyoloji konusunda Aristoteles’i geçmiş olsa da[8] biyoloji felsefesine ve genel felsefeye olan etkisi Aristoteles’in gerisindedir. Aristoteles’ten sonra bilgi teorilerinde deneye ve gözleme yer veren bazı düşünürlerin katkısı önemli olsa da, bunların hiçbirinin felsefi bir sistem kurduğu ve kendilerinin de etkisi altında oldukları Aristotelesçi sistemi (paradigmayı) değiştirme konusunda bir alternatif sundukları söylenemez. Çoğu bu paradigmaya bağlı bir şekilde yaptıkları çalışmalarda, tümevarım yöntemiyle mevcut bilimsel bilgiyi geliştirmeyi hedeflemişlerdir.

[1]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 45.

[2]      F. S. Bodenheimer, The History of Biology an Introduction, s. 92-93.

[3]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 51.

[4]      Charles Singer, A Short History of Anatomy and Physiology from the Greeks to Harvey, s. 31.

[5]      Erik Nordenskiöld, The History of Biology, s. 52.

[6]      Jean Theodorides, Biyoloji Tarihi, s. 19.

[7]      Jean Theodorides, Biyoloji Tarihi, s. 18.

[8]      F. S. Bodenheimer, The History of Biology an Introduction, s. 95-96.

 

İslam Düşüncesinde Bilim ve Biyoloji
Aristoteles ve Evrim

Bir cevap yazın