YASALARIN VARLIĞI DELİLİ

YASALARIN VARLIĞI DELİLİ

 

Bilimsel çabayla, doğa yasalarını bulmak ve buna göre evreni tanımak, geleceği planlamak, insanın rahatlığını ve güvenini sağlamak hedeflenir. Fakat bu çaba, neden doğa yasalarının var olduğunun açıklamasını içermez. Birçok bilim insanı “Neden kaos değil de doğa yasaları var?” veya “Neden evrenin farklı bölgeleri aynı doğa yasalarına uymaktadır?” gibi dev önemdeki soruların var olabileceğinin farkına varmadan çalışmalarını gerçekleştirmişlerdir ve gerçekleştirmektedirler. Bulunmaya değer yasaların var olduğu birçok bilim insanı için sorgulanmadan kabul edilen bir varsayımdır; bilim insanları bu varsayımla faaliyetlerine girişirler.

Burada teizmin paradigmasının, neden kaosun değil de doğa yasalarının var olduğu gibi bilimi hatta güncel hayatı mümkün kılan bu çok temel fenomeni açıklamakta materyalist-ateizme göre çok daha başarılı olduğu savunulacaktır. Örnek olarak atomla ilgili bilimsel tarifleri ele alalım. Bunlar bize atomun proton, nötron gibi parçacıklardan, bu parçacıkların ise kuark isimli parçacıklardan oluştuğu bilgisini verir. Bilimsel tarif, atomların yapısını ve kimya tablosundaki farklı atomların hangi süreçlerle oluştuğunu söyleyebilir. Fakat bunların hiçbiri “Neden kaos değil de doğa yasaları var?” şeklinde ifade edilen sorunun cevabı değildir. Bilimsel tarif birbirlerini iten protonları güçlü nükleer kuvvetin çekirdekte bir arada tuttuğunu söyler ama bu açıklama, neden evrenin her köşesindeki maddenin böyle bir kuvvetin işleyişini belirleyen yasalara uyduğunun ve neden böyle yasaların var olduğunun açıklaması değildir. Yasanın ne olduğunun tarif edilmesiyle neden yasanın var olduğunun açıklanmamış olduğu birçoklarınca anlaşılamamış önemli bir husustur. Bilimin evreni tarif ettiğine fakat açıklamadığına özellikle dikkat edilmelidir. Evrenin yasalarının mevcudiyetinin açıklamasını bulmak istediğimizde, deneysel ve gözlemsel bilimin sınırlarından çıkıp felsefi değerlendirmelerin alanına girmemiz gerekmektedir. Ancak tüm evreni kuşatıcı varlık anlayışlarına (ontolojilere) atıf yaparak doğa yasalarının neden var olduğu hususunda bir açıklamaya kavuşabiliriz. Böylesi bir değerlendirmeye gidildiğinde evrendeki yasaların varlığını açıklama hususunda rakip iki görüş olan teizmin ve materyalist-ateizmin açıklama gücünü kıyaslamamız gerekmektedir. Böylesi bir kıyaslama sonucunda teizmin materyalist-ateizme tercih edilmesi gerektiğini ifade eden bir argüman ortaya çıktığı kanaatindeyim. Bu delil şu şekilde gösterilebilir:

 

  1. Doğanın yasaları vardır.
  2. Bu yasaların varoluş sebebinin açıklamasını ya teizm ya da materyalist-ateizm yapabilir.
  3. Teizm bu yasaların varoluş sebebini materyalist-ateizmden daha iyi açıklar:

3.1 Çünkü rasyonel, bilinçli, iradeli (Alim, Kadir) bir yasa koyucu rasyonaliteye uygun yasaların varoluş sebebini daha iyi açıklar.

3.2 Çünkü tek (Vahit) bir yasa koyucu farklı alanlarda aynı yasaların geçerli oluşunu daha iyi açıklar.

3.3 Çünkü teist dinlerin paradigmasının önemli bir unsuru olan imtihan olma olgusu ancak yasaların var olduğu bir evrende mümkün olduğundan, bu paradigma ile yasaların var olması daha uyumludur.

  1. Sonuçta teizm materyalist-ateizme tercih edilmelidir.

 

Bu argümanın birinci maddesini bilimlerin verileri haber verdiği gibi güncel tecrübelerimiz de göstermektedir. Yerçekimi kuvvetiyle ilgili bilimin söylediklerinin yanında güncel hayatta suyu kendisinden sıcak bir zeminin üstüne her koyduğumuzda ısındığını görmemiz de doğadaki yasalı yapıyı göstermektedir. Zaten bilimsel çabanın temel hedeflerinden birisi değişen olguların arkasındaki yasaları bulmaktır. Doğa yasalarının var olması olgusu, hem zorunluluk ifade eden yasaları hem de Schrödinger denklemi gibi olasılıksal yasaları kapsar; olasılıksal yasalar bile rasgelelik anlamına gelmez. İleri sürülen argümanın birinci maddesi, materyalist-ateistler tarafından da kabul edilecek, ciddi bir itirazla karşılaşmayacak bir önermedir.

Düşünce tarihine ve günümüzdeki bilim ve felsefe dünyasına baktığımızda karşımızda duran evreni ve yasalarını açıklama hususunda temelde rakip iki görüş olarak materyalist-ateizmin ve teizmin varlığını tespit ederiz. Materyalist-ateizmi benimseyenlerin yasaların varlığını açıklama hususunda en çok başvurdukları yaklaşım, evrenin yasalarının maddi evrenle beraber ezeli olduğu, maddeye içkin özellikler olan bu yasaların ezelden beri var olduklarını söylemek dışında bir açıklama yapmaya gerek olmadığı şeklinde olmuştur. Teist açıklama ise evrenin olduğu gibi evrenin yasalarının da Allah tarafından yaratıldığı, yani bu yasaların Allah’ın irade ve gayelerinin neticesi olduklarını ifade etmek şeklinde olmuştur. Bu hususta materyalist-ateizme karşı en ciddi itirazların teist çevrelerden, teist çevrelere itirazların ise materyalist-ateist çevrelerden gelmesi de bu hususu açıklama hususunda temel rakip iki yaklaşımın bunlar olduğunu göstermektedir. Kısacası sunulan argümanın ikinci maddesine de ciddi bir itirazın yapılmayacağı söylenebilir.

Bu delilde materyalist-ateistlerin itirazlarının yöneleceği madde üçüncü maddedir. Materyalist-ateist yaklaşım açısından ilk iki maddeyi kabul etmekte bir sorun olmamakla birlikte üçüncü maddede ifade edilen hususu kabul etmek mümkün değildir. Burada sunulan delilin kritik maddesi budur ve delilde ifade edilen üç hususa (3.1, 3.2 ve 3.3’te belirtilen) dayanılarak bu maddedeki iddia savunulacaktır. Üçüncü maddenin doğruluğu gösterilince argümanın sonucu olan “teizmin materyalist-ateizme tercih edilmesi gerektiği” mantığın gereği olarak kabul edilecektir.

 

3.1’in Değerlendirilmesi: “Neden kaos değil de doğa yasaları var?” ilk olarak odaklanmamız gereken sorudur.[1] Pekâlâ evrende hiçbir doğa yasasının var olmadığı bir durum olabilirdi; mantıki açıdan evrende yasaların var olması zorunlu bir durum değildir (mantıki zorunlulukla doğa yasalarının zorunluluğu arasındaki farka dikkat edilmelidir). Hiçbir kural olmayan bir evrenin var olmasında mantık açısından çelişkili bir durum yoktur. Birçok bilim insanı evrende hangi yasaların var olduğu hususuna odaklanırken neden yasaların var olduğu sorusunu hiç gündemlerine almamışlardır. Buna karşın Einstein gibi örnekler de vardır; o, evrenin anlaşılır olmasındaki olağanüstü duruma dikkatleri çekmiştir ve en anlaşılmaz şeyin evrenin anlaşılması olduğunu söylemiştir. Einstein için evrenin anlaşılır olması ve zihnin onu anlaması Allah’ın kendini açığa vurma şekliydi.[2] (Einstein bunu ifade ederken buradaki gibi bir argüman formatında bu meseleyi değerlendirmemiştir.)

Eğer evren düzensiz, kaotik bir yer olsaydı, insan bebeklikteki şaşkınlığından hiçbir zaman çıkamazdı. Eğer evrendeki oluşumlar düzenli ama zihnin anlayabileceğinden çok daha karmaşık olsalardı, evrenin anlaşılır olması yine mümkün olamazdı. Doğa yasalarının varlığı ve anlaşılmayacak kadar karmaşık olmamaları sayesinde evreni anlarız; bu yasaların bu şekildeki varlığı, zihnin evreni anlayabilmesinin “dış” ön şartlarındandır.[3] Bir gün yediğimiz elma aniden kaya parçasına dönüşseydi, yüksekten atılan eşyaların düşmesi gibi yerde duran eşyalar belirsiz bir şekilde uçsaydı, her sabah kalktığımızda yattığımızdan farklı bir mekânda uyansaydık, odada duran su bir anda kaynamaya, eşyalarımız bir anda yok olmaya başlasaydı, kısacası hiçbir doğa yasasının olmadığı bir evrende yaşasaydık; zihnin, ne dil gibi düşünmesini sağlayan bir aracı kullanması, ne de herhangi bir rasyonel akıl yürütme mümkün olabilirdi. Eşyayı bir şekildeyken isimlendirdiğimizde o eşya farklı bir şekle bürünürse o isimlendirmenin, yaptığımız bir fiilin sonucu her seferinde değişik olursa o fiili dil ile ifade etmenin, bunlara bağlı olarak ne tümevarım ne de tümdengelim gibi mantık kurallarını kullanmanın, sonuçta dili kullanmanın ve rasyonel akıl yürütmenin imkânı olmaz.

Görüldüğü gibi bizim evreni anlamamızı ve bilim yapmamızı mümkün kılan evrenin doğa yasalarına uygun olması, yani evrenin rasyonaliteye uygun bir yapısı olmasıdır. Teizme göre evrenin yaratıcısı rasyonel, bilinçli, iradeli bir güç olan Allah olduğu için teizm, evrenin rasyonaliteye uygun bu yapısını çok rahat bir şekilde açıklar. Bir materyalist-ateistin açıklama olarak tek söyleyebileceği şey maddenin ezelden beri bu özelliklere sahip olduğu olabilir. Ama materyalist-ateistlerin kabul ettiği haliyle maddenin özyapısı rasyonaliteyle alakasız olduğu için özyapısı bu şekilde olan bir varlığın, rasyonaliteye uygun bir yapıya sonradan dönüşmesini de ezelden beri bu özelliği taşımasını da beklemek için hiçbir makul sebep yoktur. Teist yaklaşım, bilimin, doğanın yasalarından hareketle ne kadar düzenli olduğunu göstermedeki başarısından güç alarak, bu düzenin daha da derin bir nedeninin olduğu sonucuna ulaştırmaktadır. Sonuçta evreni rasyonaliteye uygun bir yapıda kılan doğa yasalarının varlığını teizm çok rahat bir şekilde açıklarken materyalist-ateizm bu konuda tatmin edici bir açıklama sunamamaktadır.

 

3.2’nin Değerlendirilmesi: Açıklanması gereken diğer bir husus doğa yasalarının dünyanın ve evrenin her noktasında birlik içinde olmaları, farklı noktaların hepsinde aynı yasaların geçerli olmasıdır. Doğa yasalarının farklı yerlerde ve geçmiş ile gelecek zamanda geçerli olduklarına dair inanç bilimin temelini oluşturan unsurlardan biridir. Doğa yasalarında varsayılan bu özellik sayesinde bilimin en önemli hedeflerinden biri olan öngörüde bulunmak gerçekleşebilmektedir. Oxford’lu filozof Richard Swinburne’ün dikkat çektiği gibi bir arkeolojik alanda bulunan bütün madeni paralar aynı işaretlere sahip olsa veya bir odadaki bütün belgeler aynı elyazısı ile yazılmış olsa, bu durumu izah etmek için ortak bir kaynağı gösterecek açıklamayı ararız.[4] Evrenin ve dünyanın her yerinde aynı şekilde geçerli olan ve dün geçerli olduğu gibi bugün de geçerli olan, yani geniş bir alanda ve uzun bir zaman diliminde gözüken bu düzenliliğin de ortak bir açıklaması olması gerekir. Düşünün ki katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyondan çok çok daha fazla sayıda kuark gibi temel parçacıklar var ve bunların hepsi aynı yasalara uyuyorlar; bunu tesadüfe bağlamak imkânsızdır ve bunun “zorunlu” olarak böyle olduğunu söylemek dışında materyalist-ateistler için bir seçenek gözükmemektedir. Fakat bunun “zorunlu” olduğunu ifade etmekle aslında hiçbir şey söylenmiş olmuyor; “zorunluluk” sadece bir isimlendirmeyle örtbas etmekten ibarettir. Bunu zorunlu kılanın ne olduğu ve nasıl farklı ve uzak noktalarda aynı sonucu veren bir zorunluluğun işlediği tatmin edici bir cevabı materyalist-ateist paradigma içerisinde bulamamaktadır.

Teizmin çok önemli bir unsuru tek tanrı inancının merkezi rolü olan bir anlayışı (Vahdaniyet) ifade etmesidir. Bu anlayış farklı alanlarda aynı yasaların geçerli olmasının sebebini anlaşılır kılacak bir ontolojiyi sunar; bütün farklı ve birbirinden uzak noktaların yaratıcısı tek tanrı olan Allah olduğu için bu durumda beklenmeyecek ve şaşırılacak bir unsur yoktur. Fakat materyalist-ateizmin bu durumun neden böyle olduğu hususunda makul bir açıklama sunması mümkün olamamaktadır. Bu kitapta teizme ciddi bir alternatif olarak değerlendirmediğimiz çoktanrıcı inanç sistemleri de evreni ve dünyayı farklı güçler arasında paylaştırdıkları için evrenin her yerinde aynı yasaların geçerli olması olgusuna bir açıklama sunamazlar. Hatta bu tip inançların doğal beklentisi farklı güçlerin yönetimi altındaki evrenin ve dünyanın farklı köşelerinde farklı yasaların geçerli olması veya güçler arası çekişme yüzünden kaosun çıkması olmalıdır.[5] Sonuçta teizmin dışındaki hiçbir görüş farklı alanlarda ve zaman dilimlerinde aynı doğa yasalarının geçerli olması durumunu başarılı bir şekilde açıklayamamaktadır.

 

3.3’ün Değerlendirilmesi: Teist dinlerin ortaya koydukları sistemin (paradigmanın) en önemli unsurlarından biri, insanın iradesiyle iyi ile kötü arasında tercih yapabileceği bir ortamda kendisini bulmuş olması ve Allah’ın her insanı zorla inandırmamış olmasıyla ilgili durumu bu dünyanın bir imtihan dünyası olmasıyla açıklamalarıdır. Bu dinlerin en önemli iddialarından biri insanın yaptığı eylemlerden sorumlu olduğudur. Şu Kuran ayeti bu durumun tarif edildiği ayetlere örnektir:

O (Allah) hanginizin daha güzel eylemlerde bulunacağını imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O Üstün’dür, Bağışlayan’dır.[6]

“Bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu” açıklamasıyla, varoluşsal birçok soru cevabını bulduğu gibi “eylemlerden Allah katında sorumlu olunduğu” şeklinde inananların eylemlerine yön verecekleri çok temel bir bakış açısı da aşılanır. Ahlak ve varoluşsal felsefe gibi alanlarla ilgili bu çok önemli konunun doğa yasalarının var olması gibi başta fizik olmak üzere doğa bilimleriyle alakalı bir konuyla nasıl ilişkili olduğu birçok kişiye ilk bakışta anlaşılması zor bir konu olarak gelebilir. Ancak doğa yasalarının olduğu bir ortamda eylemlerimizin sonuçlarını anlayabiliriz ve ancak eylemlerimizin sonuçlarını anlıyorsak o eylemden sorumlu olabiliriz. Şöyle bir örnek düşünün: Yüksek bir uçurumun kenarında duran masum bir kişiyi birisi itse, iten kişinin bu eyleminin yanlış olduğuna çok rahat karar veririz. İnsan olarak bu davranışı kınayacağımız gibi bir mahkemede hâkim olma gibi bir vasfımız olsa bu eylemde bulunan kişinin cezalandırılmasına da rahatlıkla hükmedebiliriz. Fakat bir an için doğa yasalarının var olmadığı bir dünya hayal etmeye çalışın: Bu dünyada ileri itilen insanlar bazen geriye doğru geliyor veya yukarı doğru uçuyor da olsun; uçurumdan aşağı düşen insanlar bazen zemine çarpınca organları daha dinç oluyor veya düşmekten çok büyük haz alıp hiç zarar görmüyor da olsunlar… Böylesi bir ortamda bu kişinin ileri ittiği kişiye ne olacağını tahmin etmesi mümkün olamadığından bu eyleminden sorumlu olacağı düşünülemez. (Daha önce de dikkat çekildiği gibi doğa yasalarının olması gerekmesi bu yasaların tamamen zorunlulukçu yasalar olması gerektiği anlamını da taşımaz. Doğa yasaları olasılıkçı bir yapıya da sahip olabilir ama bu olasılıkçı yapı eylemlerin sonuçlarının tahmin edilemeyeceği kaotik bir yapı ortaya çıkartmamalıdır.)

İşin doğrusu doğa yasalarının değil de kaosun olduğu bir ortamda insan türünün ne yaşaması ne de herhangi bir dili öğrenmesi mümkün olurdu ve dili öğrenmek mümkün olamayınca imtihan olmaya yeterli bir akıl seviyesine ulaşmak da mümkün olamazdı. Fiillerin sonuçları değişince fiilleri, isimlendirilen nesneler değişince nesne isimlerini belirlemek mümkün olmaz. Teist dinlerin metinlerinde Hz. Âdem’in özelliklerinden özellikle dili konuşabilmesine atıf yapıldığını da hatırlayalım; dil konuşabilme özelliğiyle “sorumlu insan” dünyadaki yerini almıştır (dili konuşabilmek için doğa yasalarının olduğu bir ortamda yaşamak gerekli şartlardan sadece birisidir).[7]

Kısacası “bir imtihan dünyasında olduğumuza ve bu yüzden eylemlerimizden sorumlu olduğumuza” dair teist dinlerin temel iddiası ancak doğa yasalarının olduğu bir ortamda gerçekleşebileceği için doğa yasalarının var olması teistler için beklenecek bir durumken materyalist-ateistler için böylesi bir olguyu beklenecek kılan bir unsur mevcut değildir. Bu (3.3 maddesi altında dikkat çekilen) husus, evrenin rasyonaliteye uygun yapısının doğa yasalarının arkasında rasyonel, iradeli, bilinçli Allah’ın varlığıyla başarılı şekilde açıklandığı (3.1 maddesi altında dikkat çekilen) ve evrenin farklı alanları ile zaman dilimlerinde aynı doğa yasalarının geçerliliğinin teizmin tek Allah inancıyla başarılı şekilde açıklandığı (3.2 maddesi altında dikkat çekilen) hususlarıyla birleştirilince doğa yasalarının varlığının teizmi materyalist-ateizme tercih etmemizi gerektirdiğini ifade eden delildeki sonuca ulaşılmaktadır.

 

[1] Buradaki “kaos” ifadesiyle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gündeme gelen “kaos teorisi” karıştırılmamalıdır. Buradaki “kaos” ile hiçbir doğa yasasının geçerli olmadığı durum kastedilmektedir. “Kaos teorisi” ile ise mevcut doğa yasaları çerçevesinde gelişen ve lineer olmayan süreçler incelenir.

[2] Ian G. Barbour, When Science Meets Religion, Harper Collins Publishers, New York, 2000, s. 52-53.

[3] Evrenin sahip olduğu bu tip özellikler zihnin evreni anlayabilmesinin “dış” şartları iken, zihnin içyapısında sahip olduğu ve ilerleyen sayfalarda “fıtrat delilleri” başlığı altında ele alınacak özellikleri (özellikle 10, 11 ve 12. delillere bakınız) zihnin evreni anlayabilmesinin “iç” şartlarıdır.

[4] Richard Swinburne, Tanrı Var Mı?, Çev: Muhsin Akbaş, Arasta Yayınları, Bursa, 2001, s. 44.

[5] 21-Enbiya Suresi 22. ayette bu hususa dikkat çekilmektedir.

[6] 67-Mülk Suresi 2.

[7] Bakınız: 2-Bakara Suresi 31.

EVRENİN KEŞFEDİLEBİLİRLİĞİ DELİLİ
KELAMIN KOZMOLOJİK DELİLİ

Bir cevap yazın