KELAMIN KOZMOLOJİK DELİLİ

KELAMIN KOZMOLOJİK DELİLİ

 

“Neden hiçbir şey yerine bir şeyler var?” sorusu, karşımızda duran evrenin ve maddenin varlığının bir açıklaması olması gerektiğini dile getirmek için ünlü felsefeci ve matematikçi Leibniz tarafından sorulmuştur. Kozmolojik delile göre bu evrenin bir açıklamaya ihtiyacı vardır ve evren, kendi açıklamasını kendi içinde barındırmaz. Evrenin açıklaması ancak kendi varlığı hiçbir şeye bağlı olmayan zorunlu bir varlık ile yapılabilir ki, bu varlığa Allah denilmektedir. Aslında kozmolojik delil, tek bir şekilde formüle edilen bir delil değildir; daha ziyade kozmolojik deliller ailesinin varlığından bahsetmek daha uygun olacaktır.[1] İslam düşüncesinde, özellikle de kelam alanında, en çok ön plana çıkan delil bir kozmolojik delil çeşidi olan “hudus delili” olmuştur. Burada kullanıldığı anlamıyla “hudus” kavramı “bir şeyin yokken var olması, sonradan var olması, başlangıcı olması” demektir. Hicri 2. yüzyılda Mutezile kelamcıları tarafından kullanıldığına rastladığımız bu delile Kindi, Maturidi, İbn Hazm, Gazali gibi İslam düşünce tarihi açısından önemli düşünürler eserlerinde yer vermişlerdir. Örneğin Gazali’nin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Filozofların Tutarsızlığı (Tehafüt ül-Felasife) eserinin uzun bir bölümü bu konuyla ilgilidir.[2] Bu argüman kozmolojik deliller ailesinin bir alt kümesidir. Bu delille Allah’ın varlığı yerine (veya Allah’ın yanında) evrenin ezeli olduğu iddiasında bulunanlara karşı oldukça soyut ve üst düzeyde felsefi akıl yürütmelerle (o dönemin bilimsel bulguları evrenin kökeni hakkında verileri ihtiva etmiyordu) cevap verilmeye çalışılmıştır. Geçtiğimiz yüzyılda ise bu delil Batı dünyasında yapılan çalışmalarla yeniden canlandırılıp modern bilimin verileriyle İslam kelamındaki yaklaşımlar birleştirildi ve bu delil İslam kelamcılarına atıfla “kelamın kozmolojik delili” (the kalam cosmological argument) ismiyle din felsefesi alanının gündeminde yer aldı.[3] Bu delili şu şekilde sunabilirim:

 

  1. Materyalist-ateist felsefe doğruysa evrenin ezeli olması, teizm doğruysa evrenin başlangıcı olması beklenir.
  2. Evrenin başlangıcı vardır; bunun delilleri şunlardır:

2.1 Evrenin geçmişinin “tamamlanmış sonsuz” olduğu iddiası çelişkilere yol açacağından mümkün değildir; bu ise evrenin başlangıcı olduğunu gösterir.

2.2 Entropi yasası evrenin başlangıcı olduğunu gösterir.

2.3 Big Bang teorisi evrenin başlangıcı olduğunu gösterir.

  1. Sonuçta teizm materyalist-ateizme tercih edilmelidir.

 

Buradaki ilk maddeyi materyalist-ateistlerin de teistlerin de çok büyük çoğunluğunun kabul edecekleri rahatlıkla söylenebilir. Düşünce tarihini incelediğimiz zaman ezeli evren görüşünün materyalist-ateizmin temel görüşü olduğunu ve onların bu hususu Allah’ı ezeli olarak kabul eden teizm ile temel ayrılık noktaları olarak gördüklerini anlarız. Örneğin Marx ve Engels gibi materyalist-ateistler, Allah’ın mı maddenin/evrenin mi önce olduğu görüşünün idealizm/teizm ile materyalizm arasındaki en temel farklılık olduğunu ifade etmişlerdir.[4] Allah’ın varlığını reddedenler için evrenin tamamen hiçlikten ortaya çıktığını ileri sürmek gibi başka bir alternatif var gibi gözükebilir ama bu sağduyuya olabilecek en zıt iddialardan birini dile getirmek olur. Hiç yoktan bir şeyler ortaya çıkabiliyorsa bazen bilgisayarların, arabaların, fillerin de ortaya çıktığını görmeye şaşırmamak gerekirdi; eğer evren tamamen hiçten ortaya çıkıyorsa herhangi bir şeyin herhangi bir zamanda ortaya çıkmasını normal karşılamak gerekir. Nitekim tarih boyunca materyalist-ateistlerin temel pozisyonu yoktan oluşan bir evreni değil ezeli evreni savunmak olmuştur. Bu arada ileri sürülen bu argümanda dikkat çekilmeyen bir yaklaşım Allah’la beraber evrenin de ezeli olduğunu ifade eden teistlerin (Aristoteles takipçisi bazı düşünürler gibi) görüşüdür. Bu, azınlığın benimsediği bir pozisyondur, fakat burada ileri sürülen delil açısından böyle bir yaklaşımın varlığı sorun oluşturmaz. Burada ileri sürülen delilin doğruluğunun kabul edilmesi halinde bu yaklaşım da cevaplanmış olmaktadır.

Burada kritik önerme ikincisidir; materyalist-ateistlerin itiraz edecekleri önerme budur. Sonuç ise bu iki önerme doğru olunca otomatikman, yani mantığın gereği olarak çıkmaktadır. Kısacası bu delil açısından önemli olan ikinci önermede dile getirilen “evrenin bir başlangıcı olduğu” hususunun doğruluğunun gösterilebilmesidir. Bunun gösterilebilmesi durumunda teizmi materyalist-ateizme tercih etmek için “en iyi açıklama” formatında bir delile kavuşmuş oluruz. Argümanda belirtildiği gibi evrenin başlangıcı olduğu üç ayrı şekilde gösterilmeye çalışılacaktır. Bunlardan ilki saf felsefi akıl yürütmelere dayanmaktadır, diğer ikisi ise modern bilimin verilerini hareket noktası yapmaktadır (üç madde de mümkün olduğunca özetlenerek aktarılacaktır).

 

2.1’in Değerlendirilmesi: Evrenin geçmişinin “sonsuz” olduğu iddiasında bulunulduğunda “sonsuz” kavramı üzerinde dikkatli bir şekilde düşünmemiz gerekmektedir. Oysa evrenle ilgili sonsuz bir değer yoktur, sonsuz bizim hiç durmaksızın, sürekli olarak ilerleyeceğimizi söyler; evrende “tamamlanmış sonsuzlar”ın varlığını kabul ettiğimizde paradoksların içine düşeriz. Genelde yanlış anlamalara sebep olan doğal sayı dizisini ele alalım: 0, 1, 2, 3, 4… Bu sayı dizisinin teker teker sayıldığında sonsuza gittiğini söylerken aslında bu sayı dizisinin bir hedefe gittiğini söylemiyoruz, bu sayı dizisinin birer birer artırılmak suretiyle sürekli ilerlediğini söylüyoruz. Bu yüzden bu sayı dizisini bu şekilde sayarak sonsuzu tamamlayamayız, sürekli ilerleriz, eğer bir yerde bu sayı dizisi duruyorsa zaten sonsuz kavramının tanımına aykırıdır, çünkü sonu vardır.

Bu tariften sonra evrenin zamanının geçmişte ve gelecekte aynı şekilde sonsuz olduğunu iddia edenlerin, bu farklı iki iddiasını birbirinden ayırmalıyız. Evrenin sonsuza gittiğini söyleyenler, evrendeki zamanın sürekli olarak hiç durmadan ilerlediğini söylemiş olurlar ki bunda bir sorun gözükmemektedir. Geleceğe doğru bu şekilde ilerlemeye “potansiyel sonsuz” diyenler olmuştur. Bu tanım, açıkladığımız sonuç açısından bir şey değiştirmez. Fakat ben, bu tanımı kullanmayı bile uygun bulmuyorum. Çünkü “potansiyel” ifadesi gerçekleşme gücüne sahip olmayı çağrıştırabilir. Oysa sonsuza giden bir süreç, sonsuzun tanımı gereği hiçbir zaman durmaz, sonsuza hiçbir zaman ulaşılmaz, zaten sonsuz diye bir nokta yoktur, sonsuz varılacak bir hedef değildir, o ancak hiç durmadan ilerlemeyi ifade eder. Sürekli ilerlemenin neresinde durursak duralım bu “tamamlanmış sonsuz” değildir. Oysa evrenin geçmişinin sonsuz olduğunu söyleyenler; sonsuzun tamamlandığını, evrenin geçmiş zamanının “tamamlanmış sonsuz” olduğunu söylerler. Bunun öncekinden ne kadar farklı bir iddia olduğunu çok iyi anlamak gerekmektedir. Görüldüğü gibi burada sonsuza, süreklilik dışında bir bitmişlik, bir tüketilmişlik atfedilerek yaklaşılmaktadır ki bu sonsuzun doğasıyla çelişkilidir. Böyle bir iddianın sonucunda ortaya çıkan paradokslar birçok şekilde gösterilebilir. Birçok örnekten mesela şunu düşünelim: Yaşadığımız zamandan on yıl öncesinden öncesi de, yüz yıl öncesinden öncesi de, milyar yıl öncesinden öncesi de buna göre sonsuzdur. Fakat o zaman on, yüz veya milyar yıl eklemeyle yılların sayısının hiç artmamış olması gerektiği gibi saçma bir sonuçla karşı karşıya kalırız (çünkü sonsuz bir sayıyla toplanınca yine sonsuz olur; sonsuz toplamayla artmaz). Bundan anlaşılması gereken gelecek zamanın sonsuz olmasıyla geçmişin sonsuz olmasının çok farklı olduğudur; bu çok önemli fark, birçok kişinin gözünden kaçmıştır. Geçmişi sonsuz kabul etmenin saçmalıklara yol açması kaçınılmazdır ve bu paradoksların tek çözümü evrenin geçmiş zamanının sonsuz olmayıp, evrenin bir başlangıcı olduğunu kabul etmektir.[5]

Bizim, sonsuz zaman geçildikten sonra içinde bulunduğumuz zaman diliminde olduğumuzu söylemek sonsuzun geçilebileceğini söylemek demektir ki bu, sonsuzun tanımıyla çelişkilidir. Sonsuz kavramının evrendeki herhangi bir gerçeklikte karşılığının olmadığını kavrayamayanlar bunu gözden kaçırmışlardır. Bunu kısaca şöyle gösterebilirim:

 

  1. Evren ya başlangıca sahiptir ya da sonsuzdan beri vardır.
  2. Sonsuz, sürekli olarak ilerlemeyi ve ilerlemeyle tamamlanmayanı ifade etmektedir.
  3. Evrendeki geçmiş zaman sonsuz ise bizim bu noktada var olabilmemiz için sonsuzun tamamlanmış olması lazımdır.
  4. Sonsuz eklemeyle tamamlanamayacağına göre (2. maddeye göre) ve bizim var olmamız inkâr edilemeyeceğine göre evrendeki geçmiş zaman sonsuz olamaz.
  5. Öyleyse evrenin bir başlangıcı vardır (1. ve 4. maddelere göre).[6]

 

Bu argümanın önemli yanlarından biri evrenin başlangıcı gibi zamanın başlangıcı olması gerektiğini de göstermesidir. Buradan çıkan önemli sonuca Kindi ve Gazali dikkat çekmişlerdir; buna göre Allah, evrenin yanında zamanın da yaratıcısıdır.[7] Kısacası Allah, evreni aşkın olduğu gibi zamanı da aşkındır. Bu husus ise kelam ve din felsefesi gibi alanlardaki önemli sorunlara ışık tutacak kadar önemlidir. Bu mesele çok tartışılmış olan kader gibi konuların anlaşılmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca “Allah neden evreni daha önce değil de sonra yarattı?” veya “Allah insanı yaratmak için neden milyarlarca yıl bekledi?” gibi sorular, bu meselenin aydınlanmasıyla anlamsızlaşır. Çünkü zamanın yaratıcısı için zamana tabi olmak ve beklemek söz konusu olamayacağı için zamana tabi olmayı ve beklemeyi varsayan bu sorular anlamsızlaşır.

Sonuçta bu argüman, teizmin düşünce tarihindeki alternatifi materyalist-ateizmin en temel (maddenin ezeliliği ve her şeyin kökeni olması) tezinin yanlışlığını gösteren bir delil olmasının yanı sıra Allah’ın evren ile zamanı aşkın olduğu ve bunların yaratıcısı olduğu gibi çok önemli sıfatlarını da temellendirmektedir.

 

2.2’nin Değerlendirilmesi: Tarihin en ünlü materyalist-ateist düşünürleri evrenin ezeliliğini felsefelerinin temeli yapmışlardır.[8] Eğer teizm ile materyalist-ateizm arasındaki tartışmayı tek bir soruna indirgememiz istense; Hamletvari bir cümleyle “Evrenin ezeli olması ya da olmaması; işte bütün mesele bu!” diyebiliriz. Evrenin ezeli olmaması bir başlangıcı olması anlamını taşıyacağından Hamletvari cümlemizi şöyle de kurabiliriz: “Evrenin başlangıcı olması ya da olmaması; işte bütün mesele bu!” Evrenin başlangıcı olduğu iddiası, teizmi sadece materyalist-ateist felsefenin savunucularından değil; Hinduizm, Budizm, Taoizm gibi dinlerden ve Eski Yunan felsefesinden de ayırt eden çok önemli bir iddiadır. Allah’ın gücünü sınırlayan veya Allah’ın yaratma iradesinden bağımsız bir evren fikri, teizmin asla kabul edemeyeceği bir fikirdir. Buna karşı Allah’ın varlığını inkâr edenler için ise evrenin ezeliliğini kabul etmek tek ciddi alternatif olarak gözükmektedir. Bunların yanında bilinemezci yaklaşımlara önemli bir örnek olan Kant, evrenin zamanda başlangıcı olduğu ve olmadığına dair tez ile antitezin ikisinin de doğrulanamayacağı ve yanlışlanamayacağını; bu yüzden rasyonel bir kozmoloji kurmanın mümkün olmadığını söylemiştir.[9]

Görüldüğü gibi teizmin, kendi dışındaki tüm fikir sistemleriyle ve bilinemezci yaklaşımlarla en önemli çatışkısı olan evrenin yaratıldığı/başlangıcı olduğu fikri, 19. yüzyıldan önce felsefi argümanlarla tartışılmıştır. Fakat ilk olarak entropi yasasının keşfi ile doğabilimlerinin yasalarına dayanarak bu tartışılan konu hakkında bir şey söylemek mümkün olmuştur. Üstelik bu öyle bir yasadır ki, teist-ateist hemen hemen bütün bilim insanlarının üzerinde uzlaştığı ve evrenin en temel yasalarından biri olarak kabul edilen bir yasadır.

Entropi yasası, termodinamiğin ikinci yasası olarak da bilinir ve özellikle Rudolf Clausius’un 19. yüzyılın ikinci yarısındaki çalışmaları ile ortaya konmuştur.[10] Bu yasayla enerjinin, sürekli olarak, daha çok kullanılabilir bir formdan daha az kullanılabilir bir yapıya doğru değiştiği söylenir. Kısacası, evrende düzensizlik sürekli artmaktadır ve bu tekyönlü, tersine döndürülemez bir süreçtir. Bu süreç, hareketin duracağı termodinamik denge durumuna doğru ilerler. Ünlü İngiliz fizikçi Arthur Eddington, entropi yasasının tüm doğa yasaları içinde en önemli yere sahip olduğunu söyler. Eddington, evren hakkındaki bir teorinin, Maxwell’in formülleriyle, hatta daha önceden yapılmış bazı deneylerle uyumsuz olsa bile doğru olma şansının bulunabileceğini ama entropi yasası ile çelişiyorsa doğru olmasının mümkün olmadığını söyler.[11]

Tekyönlü süreçler sonun habercisidir. İnsanın yaşlanma süreci de evrendeki entropinin artışı da böyledir. İlk olarak entropi yasası ile evrendeki düzensizliğin sürekli arttığı ve sonsuza dek sürdürülemeyecek bu sürecin evrenin sonunun gelmesini gerektirdiği anlaşıldı. Aslında bu sonuç, evrenin bir başlangıcı olması gerektiği anlamına da gelmektedir. Bu, şöyle gösterilebilir:

 

  1. Evrendeki entropi geri çevrilemeyecek şekilde sürekli artmaktadır.
  2. Buna göre evrende bir gün termodinamik denge oluşacak ve ısı ölümü yaşanacaktır. Kısacası evren ebedi değildir, bir sonu vardır.
  3. Geçmiş zaman sonsuz olsaydı, şu anda evrende termodinamik dengeye gelinmiş olması ve hareketin durmuş olması gerekirdi.
  4. Şu anda hareketin devam ettiğine tanıklık etmekteyiz.
  5. Demek ki evren sonsuzdan beri var olamaz; demek ki evrenin bir başlangıcı vardır.

 

Bilim insanları daha çok entropinin evrenin sonunu gerektirdiği hususuna yoğunlaşmışlar, fakat evrenin bir başlangıcı olduğunu gerektirmesi üzerinde yeteri kadar durmamışlardır. Oysa felsefe, teoloji ve kozmoloji alanındaki tartışmalar açısından evrenin başlangıcı olup olmadığı çok daha önemli olmuştur. Paul Davies, entropi yasasından çıkan bu sonucun başta dikkat çekmemesi hakkında şunları söylemektedir:

 

“Sonlu bir zamanda tükenecek olan bir şeyin ezelden beri var olmuş olamayacağı apaçıktır. Yani evren sonlu bir zaman önce var olmuş olmalıdır. Bu anlamlı sonucun, 19. yüzyılın bilim insanları tarafından gereğince kavranamamış olması enteresandır.”[12]

 

2.3’ün Değerlendirilmesi: Evrenin bir başlangıcı olması gerektiği fikrine diğer güçlü bir bilimsel destek ise 1920’li yıllardan başlayarak ortaya atılan ve geliştirilen Big Bang teorisi ile geldi.[13] Bu teoriyle gözlediğimiz evrenin başlangıç zamanının hesaplanması ve bu başlangıcı takip eden süreçlerin bilgisinin ayrıntılı bir şekilde edinilmesi de mümkün oldu. Matematiksel hesaplar bu başlangıcın 13,8 milyar yıl önce olduğunu göstermektedir. Bu teoriye göre evren çok sıcak ve çok yoğun bir noktacık olarak başlamış, daha sonra sürekli genişleme sürecinde bu sıcaklık ve yoğunluk düşerken galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluşmuştur ve bu süreç hâlâ devam etmektedir.

Materyalist-ateist bir evren görüşünü benimseyenler, tarih boyunca, evrenin öncesiz ve sonrasız olduğunu, bir başlangıcı bulunmadığını, bu yüzden kendi dışında hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmadığını savunmuşlardır. Her ne kadar Big Bang teorisinin delilleri yıllar geçtikçe güçlenince ve bu teoriye karşı ciddi hiçbir alternatif kalmayınca, materyalist-ateist görüşü benimseyenler, kendi yaklaşımlarıyla bu teoriyi uzlaştırmaya çalışmış olsalar da; eğer tarih boyunca materyalist-ateist yaklaşımı benimseyenlerin evren görüşlerini inceleyecek olursak, bu teorinin nasıl materyalist-ateist beklentilere tamamen ters bir başlangıçlı evren tablosunu bilimsel olarak ortaya koyduğunu anlarız.

Materyalist-ateist anlayışı benimseyenler, Allah’ın yerine evreni koymaya çalışırlar. Bunu yaparken, bilinçsiz bir madde yığını olsa da; ezeli ve ebedi, milyarlarca gökcismini barındıran, ezelden beri var olan, ihtişamlı, bağımsız bir evreni savunarak kendi “tanrılarını” yüceltmişlerdir. Oysa Big Bang teorisi ile evrenin geçmişinin, bir misketten küçük bir tekillik olduğu, başlangıçta ihtişamdan yoksun küçük bir nokta olduğu anlaşılmış oluyor. Bu tekillik elbette yokluktan varlığa geçişin nasıl olduğunun tam açıklamasını vermez; yokluk, bilimin konusu olamadığı için bunun bilimsel bir göstergesi olamaz. Fakat bu tekilliğin bilimsel olarak tanımsız olması, bu tekilliğin yokluk olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğunu göstermektedir. Evrenin başlangıcında, tekillik dediğimiz durumda, bütün fiziksel yasalar çökmüş durumdadır, yani tekilliğe dair sorular artık fiziksel değil, metafiziktir. Tekilliğin yokluk olarak değerlendirilmesi hiç de zorlama değildir. Çünkü, birincisi, tekilliğin olduğu aşamada uzay ve zaman yoktur, uzay ve zaman dışı bir madde ise var olamaz. İkincisi ise fiziksel formüllerde tekillik aşamasında sonsuz değerler ortaya çıkar ve maddi hiçbir değer sonsuza eşit olamayacağı için bu durum da tekilliği yokluk olarak değerlendiren yaklaşımları destekler.

Teizm, evrende görülen ihtişamı, evrenin kendi marifetine değil, evrenin yaratıcısına atıfla açıkladığı ve evreni başlangıçlı, bağımlı, hareket bahşedilmiş bir varlık olarak tanımladığı için tarih boyunca teizm tarafından ortaya konulan evren görüşüne Big Bang teorisi uygun bir evren tablosu ortaya koymuştur. Eğer evrenin başlangıcındaki tekilliği bir varlık olarak kabul edersek, o zaman Big Bang teorisi sayesinde, evrenin başlangıcı minicik bir noktaya indirilip materyalist-ateizmin tanrısallaştırılmış varlığı değersizleştirilmiş ve yokluğa yaklaştırılmış olur. Bu açıklamadan şüphe edenler, önce milyarlarca yıldızlı evreni, sonra da küçücük bir noktayı düşünebilirler. Eğer evrenin başında tekillik olarak adlandırılan durumun ontolojik statüsünü yokluğa denk görürsek, o zaman Big Bang teorisi, yokluktan varlığa geçişi de ifade eden bir teori olur. Her durumda, ister tekilliği minicik bir nokta, ister yokluk olarak kabul edelim; 20. yüzyılda ortaya konulan Big Bang teorisinin gösterdiği evren tablosunun teist beklentilerle, materyalist-ateist beklentilere nazaran çok daha uyumlu olduğu gözükmektedir. Aşağı yukarı bugünkü haline benzer bir şekilde evrenin ezeli olduğunu zanneden materyalist-ateist beklentiye karşın günümüzde, evrenin başının ontolojik statüsünün minik bir noktaya mı, yoksa yokluğa mı denk geldiğinin tartışması yapılmaktadır.

Kısacası hem Kindi ve Gazali gibi felsefecilerin ileri sürdüğü şekilde matematik felsefesiyle alakalı soyut delillerin, hem 19. yüzyılda ortaya konan fiziğin en temel yasalarından entropi yasasının, hem de 20. yüzyılda ortaya konan evrenin kökeniyle ilgili kozmolojinin en önemli teorisi olan Big Bang teorisinin ayrı ayrı evrenin başlangıcı olduğu hususunu ittifakla göstermeleri kelamın kozmolojik delilinin güçlü ve modern bilimin verileriyle destekli bir delil olarak savunulmasını sağlamaktadır.

 

[1] Mehmet S. Aydın, Din Felsefesi, İzmir İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İzmir, 1999, s. 41-56.

[2] Gazzali, Filozofların Tutarsızlığı, Çev: Mahmut Kaya ve Hüseyin Sarıoğlu, Klasik, İstanbul, 2005.

[3] Bu delilin modern bilimin verileriyle birleştirilip sunulmasının örnekleri olarak bakınız: William Lane Craig, The Kalam Cosmological Argument, Wipf and Stock Publishers, Eugene, 2000; Mark Nowacki, The Kalam Cosmological Argument for God, Prometheus Books, Amherst NY, 2007; Caner Taslaman, Big Bang ve Tanrı, İstanbul Yayınevi, İstanbul, 2014.

[4] Karl Marx ve Friedrich Engels, Felsefe İncelemeleri, Çev: Sevim Belli, Sol Yayınları, İstanbul 1997, s. 22.

[5] Bu konuyla ilgili bakınız: William Lane Craig, ”Kelam Kozmolojik Kanıtı“, Allah, Felsefe ve Bilim, Ed: Caner Taslaman ve Enis Doko, İstanbul Yayınevi, İstanbul, 2015, s. 145-174.

[6] Caner Taslaman, Big Bang ve Tanrı, s. 79-80.

[7] Kindi, “İlk Felsefe Üzerine”, İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri, Ed: Mahmut Kaya, Klasik, İstanbul, 2005, s. 17-26.

[8] Georges Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, Çev: Enver Aytekin, Sosyal Yayınları, İstanbul, 1997, s. 24.

[9] Kant, kendisi teist olmasına rağmen rasyonel bir kozmoloji ve teoloji kurulamayacağını düşünmüş ve bu pozisyonunu savunmak için rasyonel yaklaşımın bilinemezciliğe götürdüğünü göstermeye çalışmıştır. Immanuel Kant, The Critique of Pure Reason, Çev: J. M. D. Meiklejohn, William Benton, Chicago, 1971, s. 135.

[10] Michael Guillen, Dünyayı Değiştiren Beş Denklem, Çev: Gürsel Tanrıöver, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ankara, 2001, s. 171-222.

[11] Arthur Eddington, The Nature of the Physical World, Macmillan, New York, 1929, s. 74.

[12] Paul Davies, The Last Three Minutes, Basic Books, New York, 1994, s. 13.

[13] Big Bang teorisinin ortaya konma süreci, delilleri ve alternatif modellere cevap verilmesi için bakınız: Caner Taslaman, Big Bang ve Tanrı, 3, 4, 5. bölümler.

YASALARIN VARLIĞI DELİLİ

Bir cevap yazın