İRADE DELİLİ

İRADE DELİLİ

 

Doğuştan sahip olduğumuz ve bizi biz yapan diğer önemli bir özelliğimiz irade sahibi olmamızdır. İrade, felsefenin birçok dalının ve dinlerin yanı sıra nöroloji, psikoloji, bilişsel bilimler gibi alanlarda da önemli bir odak konusu olmuştur. Bu alanlarda (özgür) irade sahibi olup olmadığımız üzerinde yoğun şekilde durulmuştur. Kitabın bu bölümünde önce çok tartışılan bu hususla ilgili olarak iradenin varlığının reddedilemeyeceği savunulacaktır. Daha sonra ise bu özelliğimizi, doğadaki yasalar çerçevesinde gerçekleşen tesadüfi oluşumlarla açıklayan (veya varlığını reddeden) materyalist-ateist düşüncenin mi, yoksa kendisi ezeli olarak var ve irade sahibi olan Allah’ın yaratmasıyla açıklayan teizmin mi daha iyi açıkladığı incelenecektir.

Sabah kalktığımızda tişörtlerimizden kırmızı olanı mı mavi olanı mı giyeceğimize karar verirken, okula arabayla mı bisikletle mi gideceğimizi tercih ederken seçimlerimizi hep irademizle gerçekleştirdiğimiz kanaatine sahibiz. Mavi tişört ve bisiklet tercihlerini yaptığımızı düşünelim, buna göre istersek pekâlâ kırmızı tişört ve arabayı da tercih etmemizin mümkün olduğunu ama bu imkânlara rağmen tercihlerimizi belirtilen yönlerde kullandığımızı düşünürüz. Günlük hayattaki sıradan tercihlerimiz gibi hangi mesleği seçeceğimiz, kiminle evleneceğimiz, nerede yaşayacağımız gibi hayatımızın akışında çok kritik olan tercihlerimizi de irademizle yaptığımızı düşünürüz. Bu yazıyı isterseniz okumamayı da tercih edebileceğinizi ve şu anda kendi seçiminizle okuduğunuzu düşünüyorsanız, o zaman şu anda iradenizin varlığına tanıklık ediyorsunuz demektir. Yani kendimizde başka türlüsünü seçme yeteneği olmasına rağmen belli tercihlerde bulunduğumuzu düşünürüz ki irade ile kastedilen budur.

İradenin varlığının illüzyon mu olduğu yoksa iradenin farklı alternatifler arasında tercih yapabilen gerçek bir özelliğimiz mi olduğu, iradenin varlığından hareketle bir argüman sunmadan önce aydınlatılmalıdır. Bu şıklardan ikincisinin birincisine tercih edilmesi gerektiğini savunuyorum. Evrende determinizmin veya indeterminizmin hâkim olduğunu söyleyen fiziksel ve felsefi teoriler de, bilimsel araştırmalar da iradenin var olmadığını göstermekten uzaktırlar.[1] İradenin reddedilmesinin mümkün olmadığını ifade eden argümanımı şu şekilde sunuyorum:

 

  1. Bir varsayıma (veya ilkeye) dayanarak elde edilen sonuçtan hareketle o varsayım (veya ilke) reddedilemez.
  2. Herhangi bir bilimsel faaliyette bulunmak veya felsefi argüman ileri sürmek irademiz olduğu varsayımına dayanır.
  3. Hiçbir bilimsel faaliyet ve felsefi argümanla iradenin varlığı reddedilemez.

 

Argümanın birinci maddesinin apaçık olduğu söylenebilir. Bir sonucu eğer bir varsayıma dayanarak elde ediyorsanız, o sonucun içinde o varsayım hep ana unsur olarak duruyor demektir ve bu varsayımı yok kabul ettiğinizde o sonuç ortada kalmayacaktır. Bu yüzden bu sonuç hiçbir zaman için bu varsayımı geçersiz kılmak için bir hareket noktası olamaz. Faraza sonuçla varsayımı geçersiz kıldığınızı düşünün, varsayım geçersiz olunca sonucun kendisi de yok olacaktır, o zaman bu sonucun varsayıma karşı kullanılması da mümkün olmayacaktır. Kısacası eğer bir sonuç bir varsayıma dayanıyorsa, varsayım o sonuçtan her zaman daha temeldir. (Bu söylenenle iç tutarsızlığı göstermeyi karıştırmamak gerekir; iç tutarsızlıkta varsayıma dayanarak elde edilmiş sonuç doğru kabul edilerek varsayımın yanlış olduğu iddia edilmez.) Geçmişe zaman yolculuğunun imkânsızlığını göstermek için ileri sürülen dede paradoksu (grandfather paradox) buna benzerdir. Biz bugünümüzü (sonucu) geçmişteki olayların belirlediği kanaatindeyiz; o zaman bugünün içinde geçmişteki olaylar da mevcut demektir ve biz bugünden hareketle bugünü meydana getirmiş geçmişteki olayları değiştiremeyiz. Mesela bir torun geçmişe gidip de dedesini öldüremez; dedesini öldürebileceğini hayalen kabul ettiğimizi düşünelim, o zaman bu torun olmayacaktır ve o zaman dedesini öldürmesi de imkânsız olacaktır.

Argümanın ikinci maddesinin de apaçık olduğu kanaatindeyim. Örneğin bu konuyla ilgili meşhur Libet deneylerini düşünün;[2] Libet ve asistanları ile katılımcılar, bu deneyleri gerçekleştirmek yerine başka tip bir deney yapmayı veya bilimle uğraşmak yerine futbol oynamayı tercih edebilirlerdi. Bir tip deneyi değil de diğerini, futbol oynamayı değil de bilimle uğraşmayı “tercih etmek” iradenin varlığını varsaymak demektir. Aynı durum felsefi argüman ileri sürülmesinde de geçerlidir. İrade hakkında felsefi argümanlarla uğraşanlar bu uğraşları yerine bir gurme olup dünya yemeklerini keşfetmeye vakitlerini ayırabilirlerdi veya halkın bir kısmı gibi güncel siyasetle ilgili meselelerden başka konuyla ilgilenmeyebilirlerdi. Gurmelik yerine felsefeyle uğraşmak veya güncel siyaset yerine iradeyle ilgili argümanlara kafa yormak bir “tercihte bulunmak” demektir ki iradeyle kastedilen budur. Eğer bilim insanları ve felsefeciler, yaptıkları faaliyetlerde iradenin varlığını varsaymasalar, kayaların yuvarlanmasıyla kendi yaptıkları faaliyet arasında bir fark olduğunu ileri süremezler. Daha önce akılla ilgili bölümde gösterildiği gibi bu tip doğayla ilgili olguların “doğru” veya “yanlış” olduğundan bile bahsedilemez; kayanın belli bir şekilde yuvarlanmasının “doğru” veya “yanlış” olduğu ileri sürülemez. Akıl yürütme kabiliyeti olmayan bir irade düşünülemez. “Doğru” veya “yanlış” kavramlarını kullanmanın mümkün olmadığını söylediğiniz an ise ne bilimsel faaliyet ne de felsefi akıl yürütme mümkün olur. Her bilimsel faaliyet ve felsefi argüman iradenin var olduğu varsayımını içinde barındırır.

Argümanın üçüncü maddesinde ifade edilen sonuç, ilk iki maddenin doğruluğu gösterildikten sonra zorunlu olarak bu öncüllerden çıkmaktadır. Önceden argümanın ilk iki maddesinin doğruluğu gösterildiğine göre hiçbir bilimsel faaliyet ve felsefi argümanla iradenin varlığının reddedilemeyeceği sonucuna ulaşıyoruz.

Bu sonuç, bilimsel faaliyet yaptıklarını ve felsefi argümanlar ürettiklerini zanneden, aslında iradelerinin bile var olmadığı insanların olduğu (tüm bunların illüzyon olduğu) mümkün bir dünyanın var olamayacağını göstermez. Mantıken böyle bir dünyanın olması mümkündür ama böylesi bir mümkün dünyada bile bilimsel faaliyetlerle ve felsefi argümanlarla iradenin yok olduğu gösterilemez. Çünkü böylesi bir mümkün dünyada her şey sadece illüzyon olacağı için bir şeyi “göstermek” de mümkün olamaz, çünkü “göstermek” teşebbüsü, iradenin var olduğu varsayımını içinde barındırır. Kısacası iradenin varlığına karşı ileri sürülen itirazlara karşı iradenin varlığını savunanlar her zaman “en iyi açıklama” formunda daha başarılıdırlar; itiraz getirenler itiraz ettikleri anda “iradenin varlığını varsayarak iradeye itiraz ettikleri” için itirazları geçersiz olur, oysa iradenin varlığını savunanları geçersiz kılacak böylesi bir itiraz getirilemez.

Bunlar iradenin varlığına karşı bir argüman ileri sürülemeyeceğini göstermektedir. Diğer yandan iradenin var olduğunu iddia etmek için sağduyumuz dışında mantıki gerekçelere de sahibiz. Tüm insanlık tarihine ve insanların tüm eğitim geçmişlerine bir bakalım; insan iradesini yok saydığınızda bütün insanlık tarihindeki gelişmeler ve insanların tüm eğitim süreçleri de anlamsızlaşacaktır. İnsandan iradeyi kaldırdığınızda Napolyon’un açtığı bir savaşta verdiği kararlar da, okulda coğrafya dersinde öğrendikleriniz de anlamsızlaşır; savaş açmak ancak insan iradesine atıfla anlamlı olduğu gibi herhangi bir öğrenme süreci de ancak iradeye atıfla anlamlıdır. İradeyi yok saydığınızda tüm öğrenilenler anlamını yitirir; tüm öğrenilenler rüzgârların esmesi gibi fiziksel olgulardan ayırt edilemez. Eğer iradeyle evrende nedensel etki oluşturmuyorsak o zaman bütün eğitim sürecimiz anlamsızdır, çünkü eğitim sonucu oluşan zihin bir davranış farkı oluşturmamaktadır; bu durumda evrendeki bizim de içinde olduğumuz tüm etkileşimler bir taşın diğerine çarpmasından farksızdır, iradenin bir etkisi yoktur! İrademiz yoksa oturduğumuz sandalyeden televizyonlara, okuduğunuz bu kitaptan bilgisayarlara her şeyin evrendeki rasgeleliklerin (arkasında irade olmayan süreçlerin) bir ürünü olduğunu kabul etmek gerekir!

Ayrıca irademiz eğer illüzyon ise ve hiçbir şeye sebep olmuyorsa, olan olaylarla “illüzyon olan irade hissimizin” arasındaki uyumun gerekçesini de görmek mümkün değildir, çünkü olan olaylarla irade hissimiz arası uyumsuzluklar olsaydı (örneğin ileri adım atmak isterken bazen kolumuz kalksaydı, sandalyeye oturmayla ilgili irade hissimiz varken havaya zıplasaydık) da evrende irademiz hiçbir şeye sebebiyet vermiyorsa yaşantımızda bir sorun çıkmazdı. Yani hiç istemediğimiz davranışlar yapan bir bedeni sürekli gözlemememiz için hiçbir neden olmamasına rağmen irade hissimizle eylemlerimiz arasında sürekli bir uyum gözlemliyoruz. Sonuçta irade hissimizle gözlediğimiz olgular arası uyum, irademizin gerçek varlığı olmadığını iddia etmenin, sağduyuya olduğu kadar mantığa da uzak bir iddia olduğunu göstermektedir. [3]

İradenin gerçek varlığı olmadığını iddia eden materyalist-ateistlere (veya teistlere) buraya kadar söylenenlerle cevap verilebilir (ayrıca aşağıda epifenomenalizmin tutarsızlıklarıyla ilgili söylenenler de iradenin reddedilmesine karşı cevaptır). Şimdi ise iradenin gerçek varlığı olduğunu kabul eden materyalist-ateistlere cevap niteliğindeki irade delili olarak isimlendirdiğim argümanı sunmaya geçiyorum:

 

  1. İnsanların iradesi, şu özellikleri kapsayarak vardır:

1.1 Akıl için gereken özellikler.

1.2 Bilinç ve benlik için gereken özellikler.

1.3 Gayesel yönelimin olması.

1.4 Nedensel etkide bulunabilme.

  1. İradenin bu özelliklerinin nasıl ortaya çıktığını açıklama hususunda temelde iki alternatif görüş olduğu gözükmektedir:

2.1 Eğer materyalist-ateistlerin savunduğu gibi var olan tek varlık tipi maddeyse, iradede var olan bu özellikler, doğa yasaları çerçevesinde tesadüfi süreçlerle oluşmuştur.

2.2 Eğer teistlerin savunduğu gibi Allah varsa, kendisi irade sahibi bir varlık olan Allah’ın sayesinde iradenin bu özellikleri oluşmuştur.

3 İradeyi mümkün kılan bu özellikleri teizm materyalist-ateizmden daha iyi açıklar:

3.1 Çünkü akıl için gereken özellikleri daha iyi açıklar (10. bölümde gösterildi).

3.2 Çünkü bilinç ve benlik için gereken özellikleri daha iyi açıklar (12. bölümde gösterilecek).

3.3 Çünkü gayesel yönelimi daha iyi açıklar.

3.4 Çünkü nedensel etkide bulunmayı daha iyi açıklar.

  1. Sonuçta teizm materyalist-ateizme tercih edilmelidir.

 

Şimdi irade delilini madde madde incelemeye geçelim. Sunulan argümandaki birinci maddenin doğruluğu, bu bölümün başında, iradenin varlığının tüm bilimsel faaliyet ve felsefi argümanlardan daha temel olduğu gösterilerek ve irademizin varlığına inanmak için diğer gerekçeler sıralanarak ortaya konuldu. İradenin varlığını mümkün kıldığına dikkat çekilen dört maddedeki unsurların her biri, iradenin varlığı için gerekli olmazsa olmaz şartlardandır; iradenin nasıl ortaya çıktığını açıklamaya teşebbüs edenler bunların hepsini birden açıklamak durumundadır. “İrade” akıllı ve bilinçli bir kişinin seçim yapmasını ve seçimiyle nedensel etkide bulunmasını ifade eder. Zihin felsefesindeki tartışma konularından habersiz biri için bu sorunsuz bir tanım olarak gözükebilir, oysa bu tanım zihin felsefesindeki en temel tartışma konularını içerecek kadar geniştir. Bir önceki bölümde incelenmiş olan akıl (reason) ve bir sonraki bölümde ele alınacak bilinç (consciousness) ile benlik (self) özellikleri, elbette bu özelliklerin var olması için gerekli şartların hepsiyle beraber, bu tanımın içinde vardır. Bunlar iradenin varlığının şartlarıdır, irade var olmak için bunlara muhtaçtır ama sadece bunlardan ibaret değildir. Anlaşıldığı gibi irade, zihin felsefesi açısından en çetin tartışma konularına sebep olmuş akıl, bilinç, benlik özelliklerimizi gerektiren ve daha da fazlasını ifade eden bir özelliğimizdir. Burada, o iki bölümde dikkat çekilmeyen, iradenin varlığı için gerekli iki özellik irdelenecektir. Bunlardan birincisi iradenin gayesellik (1.3 ve 3.3), ikincisi ise nedensel etkide bulunma (1.4 ve 3.4) özellikleridir.

İkinci maddede belirtilen hususun doğruluğuna düşünce tarihini inceleyen herkes kolaylıkla tanıklık edebilir. Tarih boyunca ön plana çıkan ünlü ateistlerin de, çağımızın ünlü ateistlerinin büyük çoğunluğu da materyalist-ateistlerdir. Bunlar, maddeye içkin yasalarla oluşan tesadüfi (arkasında bilinçli bir iradenin olmadığı) süreçler neticesinde bütün canlıların da bu canlılardaki görme, işitme, akıl, irade, bilinç gibi özelliklerin de oluştuğunu savunmuşlardır. İradenin varlığını reddeden materyalist-ateistler de vardır; onlara önceden cevap verildiği için burada iradenin varlığını kabul edenlere yönelik bir argüman sunulacaktır. Bu yaklaşımın karşısındaki temel rakip görüş ise teizm olmuştur; bu görüşe göre evrenin, canlıların, irade gibi özelliklerin tümü üstün bilgisi ve kudreti olan, iradeye sahip olan Allah sayesinde var olmuştur.

Bu argümanın en kritik maddesi üçüncü maddesidir; iradenin varlığını kabul eden ateistlerin reddetmeye çalışacakları madde budur. Akıl için gerekli özellikler (3.1) bir önceki bölümde ele alındı, bilinç ve benlik ile ilgili özellikler (3.2) bir sonraki bölümde ele alınacaktır; o bölümlerde teizmin materyalist-ateizmden bu özellikleri daha başarılı şekilde açıkladığının gösterilmesi de buradaki irade delilinin bir parçasıdır. (O bölümlerde açıklananlar burada tekrar edilmeyecektir.) İradenin var olması için gerekli “gayesel yönelimin olması” ve “nedensel etkide bulunabilme” özellikleri ise aşağıda değerlendirilecektir. Üçüncü maddenin doğruluğu gösterilince dördüncü madde olan sonuçta belirtildiği gibi teizmin materyalist-ateizme tercih edilmesi gerektiği otomatikman çıkmaktadır. Şimdi bu argümanın kritik maddesinde belirtilen hususları teizmin materyalist-ateizmden daha iyi açıkladığını göstermeye geçiyorum.

 

3.3’ün Değerlendirilmesi: Zihin var olan şey hakkında düşünebildiği gibi var olmayan şey hakkında da düşünebilir.[4] Güncel davranışlarımızın çok büyük bir kısmı, en basit gibi görünen iradi davranışlarımızın çoğu zihnimizdeki “gayesellik” özelliği sayesinde gerçekleşir. Örneğin çayın hazırlanmasını ele alalım: Çay içmek “gayesi” ile mevcutta olmayan çay için su kaynatılır, çay bitkisiyle su karıştırılır, çay bardağa dökülür ve içecek kişilere servis edilir. Bütün bunlardan önce zihinde çay içme gayesi vardır, iradi süreç sonra gerçekleşir; yani sonuç önceden zihinde hedeflenmiştir, bu gaye için gereken nedenler sonradan buna göre gerçekleştirilir.

Doğabilimlerinin bize anlattığı evren ise mekanik yasalar çerçevesinde işler. Materyalist-ateist felsefeci ve bilim insanlarına göre evren ve yasaları ezelden beri vardır, evrendeki mekanik işleyişin kendilerine bağlı gerçekleştiği yasaların bu şekilde var olmasının bir gayesi yoktur. Bu yaklaşımda evren, ezelden beri var olan madde ve bu maddeye içkin ezelden beri işleyen mekanik (gayesel olmayan) yasalardan ibarettir. Teist felsefeci ve bilim insanlarına göre ise bu evrenin ve yasalarının varlığı Allah’ın zihnindeki (ilmindeki) bir gayeye bağlı olarak yaratılmışlardır ama onlara göre de bu yasaların kendisinin bir gayesi yoktur. Sonuçta yasaların kendisinin bir gayesinin olmadığı, günümüz bilim insanlarının hemen hepsinin ittifak ettiği bir husustur diyebiliriz. Çayın hazırlanmasıyla ilgili süreci, bir de zihne atıf yapmadan, doğabilimlerinin yasaları çerçevesinde açıklamaya çalıştığımızı düşünelim: Çayın hazırlanması yasaların mekanik işleyişi çerçevesinde olur ama bu yasaların kendisinin çayı hazırlama gayeleri yoktur. Su ısıtılırken metalin ısıyı geçirmesi ve ısının su moleküllerinin enerjisini artırması sayesinde su ısınır, kimya kanunları çerçevesinde su ve çay bitkisi karışır, yerçekimi ve hareket yasaları gibi yasaların çerçevesinde çay bardakta durur ve bir yerden bir yere taşınır. Böylesi bir bilimsel açıklamada nedenler önce olur, nedenlerin kendisi bir sonucu amaçlamadan mekanik olarak gerçekleşirler ve sonuç ortaya çıkar. Çay içme istek ve iradesinin oluşturduğu gaye ile çayın hazırlanması bu açıklamayla çelişik değildir ama bu gayesel açıklama mekanik fiziksel açıklamadan köklü şekilde farklıdır.

  1. yüzyıldaki bilimsel devrimin en önemli isimleri Descartes, Galileo, Kepler, Newton gibi isimlerle (bu isimlerin hepsi, yasalarıyla beraber evreni Allah’ın bir gaye ile yarattığını savunuyorlardı) gerçekleşen bilimsel devrimden beri bir daha fizikte gayesel (teleolojik) sebeplere yer verilmemiş, mekanik sebepler çerçevesinde evren anlaşılmaya çalışılmıştır.[5] Fakat fiziğin anlattığı bu mekanik işleyen evren tablosuna karşı hepimiz, mekanik işleyişten köklü şekilde farklı olarak sürekli gayesel eylemlerde bulunduğumuzun tanıklarıyız. Çayı içmek gayesi ile hazırladığınızdan veya bu kitabı bilgi edinmek gayesi ile okuduğunuzdan şüphe etmiyorsanız, gayesel eylemlerin irademizdeki önemine siz de tanıklık ediyorsunuz demektir.

Materyalist-ateist anlayışın pasif madde anlayışını incelediğimizde; ne maddeye içkin olan fizik yasalarında ne de maddeyi oluşturan kuark ile elektron gibi temel parçacıklarda mekanik süreci aşıp da gayeselliğe geçiş yapabilecek bir unsura rastlamaktayız. Maddi bir cisim fizik yasalar çerçevesinde gerçekleşen hareketler sonucunda diğer bir maddi cismin yanına yaklaşır veya ondan uzaklaşır ama diğer bir maddi cismin yanından uzaklaşma tercihi mümkünken onun yanında olma “gayesi” ile yanına yaklaşmaz. Oysa irade sahibi olmak, fiziğin tarif ettiği haliyle maddi dünyada olmayan ve kökten farklı bir özellik olan gayesel eylemlerde bulunmak demektir; bir insanın yanında olmak “gayesi” ile yanına gittiğimizde maddi doğadaki hareketlerden farklı iradi bir eylem gerçekleştirmiş oluruz.

İradenin gayesellik özelliğini materyalist-ateistlerin madde anlayışı çerçevesinde anlamak mümkün gözükmemektedir; maddedeki mekanik işleyişten kökten farklı olan gayesellik özelliği, derece olarak değil mahiyet olarak maddenin sahip olduğu özelliklerden farklıdır. Zihinle ilgili önceki bölümde dikkat çekilen ve sonraki bölümde dikkat çekilecek materyalist-ateist felsefe açısından mevcut sorunlar gibi bu sorunu da birçok materyalist-ateist fark edememiş veya görmezden gelmiştir. Bu tip sorunları fark eden materyalist-ateist bilim insanları ve felsefecilerin önemli bir kısmı ise iradenin varlığını reddetme yoluna gitmişlerdir. Bu da bir materyalist-ateistin irade konusunda tutarlı olmaya çalıştığında ödediği bedelin büyüklüğünü göstermektedir.

Teizme göre evren ve canlıların yaratılması belli bir mekanik sürecin sonucunda gerçekleşmiş olsalar da bu süreç ile Allah’ın “gayeleri” gerçekleşmiştir ve sürecin mekanik olarak işleyişi bu sürecin “gayesel” olmasıyla tezat teşkil etmemektedir. Teizme göre Allah’ın iradesinde “gayesellik” ezelden beri mevcut olan bir özelliktir, sonradan türemiş bir özellik değildir ve bu yüzden teist paradigma içerisinde iradi eylemler için gerekli bu özelliği açıklamak ile ilgili bir sorun olmamasına karşın, iradi eylemler gerçekleşirken nasıl mekanik işleyişten gayeselliğe geçiş olduğunu açıklamakta materyalist-ateizm aşılmaz sorunların içerisindedir.

 

3.4’ün Değerlendirilmesi: Bir yere gitme irademizle bisikleti alıp yola çıktığımızda, irademizle gerçekleşen etki bisikletin de maddi bedenimizin de yer değiştirmesine sebep olur; “iradi nedensel etki” evrende gözlemlenebilen değişikliklere sebebiyet vermektedir ve bu değişikliklere gündelik hayatta sürekli tanık olmaktayız. Aslında antropoloji, sosyoloji, siyasal bilimler, tarih gibi bilim dalları hep “iradi nedensel etki”nin sonuçlarıyla ilgilidir. Materyalist bakış açısından nedensellik sadece fiziki yapının fiziki yapıya etki etmesi şeklinde işlemektedir; bu felsefi yaklaşımın içinde “kişinin iradesiyle nedensel etki oluşturması”na yer bulmak mümkün gözükmemektedir.[6] Materyalist yaklaşımı benimseyenlerin birçoğu “fiziksel kapalılık” (“physical closure” veya “completeness of the physical” diye de anılır) ilkesini, iradenin nedensel etkisini dışlayacak şekilde yorumlamaktadırlar. Bunu yapmalarının sebebi ise materyalist madde anlayışının bunu gerektirmesidir.[7] Ayrıca nedensel etkideki fiziksel durumların kişinin iradesiyle gerçekleştiği söylenirse, bazılarına göre birden fazla nedenin aynı anda gözlenen bir sonuca yol açtığını ifade eden üst belirlenim (overdetermination) görüşü savunulmuş olacaktır; birçokları böylesi üst belirlenim durumlarını kabul edilemez gördüklerinden iradenin gerçekliğini reddetmişlerdir. Bu bölümün başında iradenin varlığına neden inanmamız gerektiğiyle ilgili ifade edilen sebepler, materyalist yaklaşım içinde iradeye yer bulunamayacağını söyleyenlere cevaptır. İradenin varlığının gösterilmesi iradenin nedensel etkide bulunduğunu göstermek demektir ve bu, materyalist-ateist yaklaşımın madde anlayışının hatalı olduğu anlamını taşımaktadır.

Bir materyalist için zihnin maddeyi etkilemesinin yanında diğer büyük bir sorun zihnimizdeki bir irade durumunun (yani zihin durumunun) diğer bir zihin durumuna neden olduğunu düşündüğümüzde ortaya çıkmaktadır. Örneğimizdeki bisiklete binme irademizin, bisikleti satın almamız yönündeki zihin durumuna neden olduğunu düşünelim. Burada zihindeki birinci durum diğerini belirlerken iradenin şartı olan akıl yürütme devreye girmektedir, akıl yürütme denildiğinde daha önceki bölümde gördüğümüz gibi mantık kuralları devreye girer. Fakat mantık yasaları yapı itibariyle fiziki yasalardan temelden farklıdır; mantıki belirleme fiziksel belirlemeye indirgenemez. Örneğin “Kediler dört ayaklıdır” ve “Samur bir kedidir” önermelerinden mantık yürüterek samuru görmeden “Samur dört ayaklıdır” sonucunu çıkarırız. Mümkün olan her evrende, eğer ilk iki önerme doğruysa üçüncüsünün doğruluğunu mantık gerektirir. Oysa fizik yasaları bu evrende geçerlidir, başka evrenlerde başka türlü fizik yasalarının olması mantıken mümkündür; mantık ile fizik yasaları arasında ciddi bir ontolojik farklılık vardır. Sonuçta iradenin nedensel etkisinin gerçekleşmesi için bir zihin durumu diğerini belirlerken akıl yürütülmelidir, fakat zihin durumlarını salt biyolojik yapıların oluşturduğu beyin durumlarına indirgediğimizde, mantığı biyolojik ve fiziksel olaylara indirgemek gibi bir saçmalıkla karşılaşırız. Hücre içindeki biyolojik yapılar ne kadar kompleks olurlarsa olsunlar materyalist açıdan özünde bilardo toplarının çarpışmasından farklı fiziki bir duruma karşılık gelmezler. Bir bilardo topunun diğer bir bilardo topuna çarpmasının tümdengelim gibi bir mantık yasasını veya bir cümlenin anlamı gibi bir yapıyı vermesi ise düşünülemez; bir akıl yürütmenin kabul edilmesinin, onun mantıksal içeriğinden ve cümlelerinin sahip olduğu anlamdan dolayı değil de zihindeki fiziksel yapısından dolayı olduğunu söylemek fizik yasalarından kökten farklı olan mantık ve anlam açısından imkânsız gözükmektedir. (Akıl delilinde de dikkat çekilen bu güçlük, iradenin nedensel etkisi akıl yürütmeyi gerektirdiğinden irade konusunda da karşımıza çıkmaktadır.)

Görüldüğü gibi iradenin maddi dünyaya etkisini izah etmenin yanında, iradi eylem için gerekli bir şart olan zihin durumlarının başka zihin durumlarını belirlemesi de materyalist yaklaşım açısından ciddi problemler taşımaktadır. Bunu fark eden birçok materyalist-ateist bilinçle nedensel etkide bulunulduğunu (yani iradenin varlığını) reddetmişlerdir; bunlar epifenomenalistlerdir.[8] Epifenomenalizmde, bilinç, beyindeki maddi süreçlerin bir yan ürünü olarak görülerek, maddi olanın bilinç durumlarını ortaya çıkardığı ifade edilmektedir. Fakat eğer madde bilinci ortaya çıkaracak şekilde bir etki oluşturuyorsa; bilincin maddeyi etkileyemeyeceğini, yani iradi eylemin gerçekleşemeyeceğini –hem de buna bu kadar içsel tanıklığımız mevcutken– nasıl iddia edebiliriz?

İradenin gerçek bir varlığı olmadığını savunanlar, bilincin bir epifenomen, yani süreçte nedensel etkisi bulunmayan bir yan ürün olduğunu ifade etmek zorunda kalacaklardır. Bu görüşü ileri sürenler, bilincin tesadüfi bir evrim sürecinde ortaya çıktığını savunacaklardır. Fakat evrim teorisine göre doğal seleksiyon sürecinde canlıya yarar sağlayan özellikler seçilirken, yarar sağlamayanlar elenir. Eğer irade yoksa, bilinç sahibi kişi evrende hiçbir nedensel etki oluşturamıyor demektir, o zaman ise bilincin doğal seleksiyonla seçildiği söylenemez, çünkü bu durumda hiçbir nedensel etki oluşturmayan bilincin var olmasının yarar sağlayıcı bir özelliği yoktur. Buna karşılık bilincin –doğal seleksiyonla seçilmemiş– evrimin bir yan ürünü olduğunu söyleyenler olabilir. Fakat insanın en basit yapısını bile doğal seleksiyona atıfla açıklamaya çalışan bir teori kullanılarak, insanın olabilecek en muhteşem özelliği olan bilincinin bir “yan ürün” olarak nitelenmesi saçmalığın oldukça üst bir seviyesi olarak gözükmektedir.

Epifenomenalizm (iradenin nedensel etkisinin reddi) birçok başka önemli sebepten dolayı da savunulamayacak bir pozisyondur: Bu pozisyonu kabul etmek Osmanlı’nın devlet yönetimini, Mozart’ın bestelerini, fabrikaların cep telefonu üretimlerini insan iradesinin hiçbir katkısı olmayan, dünyanın dönmesi gibi fiziki olaylar olarak görmek demektir; iradi nedensel etkiyi reddedenlerin ödemesi gereken yüksek bedel budur. Ayrıca iradeyi reddedenlerin seri katilleri de Srebrenica’daki gibi katliamları da kınamaları anlamsızdır. Eğer bir katliamı bilardo toplarının çarpışması nevinden fiziki olaylardan ayırt edemezsek neyi kınayacağız? (Kişisel tecrübeme dayanarak, iradenin nedensel etkisinin olmadığını savunanların büyük bir kısmının görüşlerinin mantıki sonuçlarını fark edemediklerini söyleyebilirim.) Materyalist-ateist anlayışı benimseyenler sağduyuya aykırı bu görüşleri çok isteyerek seçmiş değillerdir, fakat savundukları ontoloji kendilerini mecbur ettiği için, her gün yaptıklarına inandıkları en basit tercihlerini, hatta kişisel varlıklarını reddedecekleri bu görüşlerin sahillerinde kendilerini bulmuşlardır.

Teizme göre irade Allah’ın en önemli özelliklerindedir; Allah her zaman var olmuş bu özelliği sayesinde evreni, canlıları yaratmıştır ve –kendisinde olan bu özelliğin çok daha basit bir kopyası hükmünde de olsa– insana bu çok değerli özelliği vermiş olmasında beklenmeyecek bir durum yoktur. Materyalistler-ateistler açısından beklenti, maddenin çeşitli şekilde birleşimleriyle ortaya çıkan varlıkların, tasavvurlarındaki madde anlayışlarıyla benzer özellikler göstermesi olmalıdır. Buna karşı iradenin varlığı bu beklentiyle hiç de uyumlu değildir. Fakat bir teist açısından böyle bir sorun yoktur. Üstelik bir teist, Allah’ın iradesinin evreni yarattığını, yani iradenin maddede nedensel etkisini kabul ettiği için, iradenin maddeyi etkilediği bir modeli kabul etmesi daha kolaydır. Allah, bu kabiliyeti insanda, insana madde dışı bir özelliği vererek de (düalizm), maddeye içkin olarak bu özelliği oluşturarak da yaratmış olabilir, yani bir teist, düalizmi savunmadan da bunu rahatlıkla kabul edebilir. (Bu husus önümüzdeki “bilinç ve benlik delili” bölümünde ele alınacaktır.) Madde belli bir şekle gelince, maddeye içkin olan irade özelliği ortaya çıkacak şekilde sistemin oluşturulmuş olması mümkündür. Maddeyi Allah’ın isteklerine boyun eğen bir cevher olarak gören teizm, böylesi değerli sürprizler sunan bir madde anlayışını açıklamakta güçlük çekmez.

Kısacası irade, varlığına sürekli tanıklık ettiğimiz, insan olmayı anlamlı kılan en önemli özelliklerimizden birisidir. Kitabın bu bölümünde, önce iradenin varlığına neden inanmamız gerektiği ele alındı, sonra ise irade kökeni açısından incelendi ve felsefe tarihinde binlerce yıldır birbirine karşıt görüşler olan teizmin mi materyalist-ateizmin mi onun kökenini daha iyi açıkladığı irdelendi. Buradaki incelemeyle iradenin var olması için gerekli (10. ve 12. bölümlerde ele alınan özelliklerin de iradenin var olabilmesinin şartlarından olduğu unutulmamalıdır) özellikler olan “gayesel yönelim” ve “nedensel etkide bulunma” özelliklerinin ortaya çıkışını materyalist-ateist felsefenin madde anlayışından çok daha başarılı şekilde teizmin paradigmasının açıkladığı ortaya konuldu. Burada savunulan argümanın böylece kritik maddesi olan üçüncü maddesinin doğruluğu anlaşılmış olmaktadır. Bu kritik maddenin doğruluğunun anlaşılması ise bizi argümanın sonucuna, yani “teizmin materyalist-ateizme tercih edilmesi gerektiği” çıkarımına ulaştırmaktadır.

 

[1] Bu konuyla ilgili olarak bakınız: Caner Taslaman, Kuantum Teorisi, Felsefe ve Tanrı, İstanbul Yayınevi, İstanbul, 2015, s. 121-168.

[2] Benjamin Libet ve diğerleri, “Time of Conscious Intention to Act in Relation to Onset of Cerebral Activity (Readiness-Potential)”, Brain, No: 106-3, 1983, s. 623–642.

[3] İradenin varlığının reddedilmesinin, materyalist-ateizmden beklenmesi gereken bir yaklaşım olduğunun bir örneği olarak okuyabilirsiniz: Sam Harris, Free Will, Free Press, New York, 2012.

[4] Bilinç ve benlik delili bölümünde “hakkındalık” özelliği ele alınacaktır, burada ele alınan husus o başlıkla da ilgili olmakla beraber, burada odaklanılan zihnin “gayesel” yönelimidir. “Gayesel” yönelim olmadan da zihin bir şey “hakkında” düşünebilir. “Hakkındalık” özelliği gayesel yönelimi de kapsayan daha geniş bir özelliktir.

[5] Bu değişimde Newton’un “Principia” diye anılan kitabının önemli rolü vardır: Isaac Newton, The Principia: Mathematical Principles of Natural Philosophy, Çev: Bernard Cohen ve diğ., The University of California Press, Berkeley, 1999.

[6] John Bishop, Natural Agency, Cambridge University Press, Cambridge, 1989, s. 40.

[7] Kim Jaegwon, Mind in a Physical World, CMIT Press, Massachusetts, 1998.

[8] Epifenomalizmin savunulmasına bir örnek: Daniel Wegner, The Illusion of Conscious Will, MIT Press, Cambridge, 2002.

BİLİNÇ VE KİŞİLİK DELİLİ
AKIL DELİLİ

Bir cevap yazın