FİZİKİ OLGULARIN HASSAS AYARI DELİLİ

FİZİKİ OLGULARIN HASSAS AYARI DELİLİ

 

Bir önceki delilde evrendeki yasalarda ve sabitlerdeki canlılığı mümkün kılan hassas ayarlar incelendi. Bunların özelliği evrenin en başından beri, evrenin her yerinde aynı şekilde geçerli olmaları ve evrene içkin olmalarıdır. Bir de bunlar dışında evrenin yapısına içkin olmadan canlılığı mümkün kılan hassas ayarlar vardır. Evrenin başlangıcından canlılığın ortaya çıkmasına kadar olan süreçte bu hassas ayarlar da rol oynamış ve canlılığın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir; bunlara fiziki olguların hassas ayarı diyebiliriz. Örneğin tamamen aynı yasalar ve sabitler altında işleyen bir evrende evrenin başlangıç entropisi çok yüksek olabilirdi ve bu durum canlılığın oluşumunu imkânsız kılardı veya başlangıçtan sonraki süreçlerde Galaksi Yaşanılır Alanları’nın (Galactical Habitable Zone) oluşmaması da canlılığın ortaya çıkışını imkânsız kılardı. Canlılığın var olmasını mümkün kılan bu tip koşullar maddeye içkin özellikler olmadıkları için ayrı bir kategoride değerlendirilmelidir; fakat bunlardan hareketle sunulacak hassas ayar delili ve bu delil hakkında söylenecekler birçok açıdan bir önceki bölümde ifade edilenlerle ortaktır.

Materyalist-ateist çizginin Richard Dawkins ve Jacques Monod gibi ünlü temsilcileri, canlılar ile beraber tüm varlığın, doğa yasalarından kaynaklanan “zorunluluk” ve bu yasaların işlediği maddi dünyadaki oluşumlardaki “şans” (tesadüf) faktörünün bileşimi ile açıklanabileceğini savunurlar. Bir önceki bölümde “yasaların ve sabitlerin hassas ayarı delili” ile onların “zorunluluk” olarak gördüğü evrene içkin olanın bilinçli bir tasarımla en iyi şekilde açıklanabileceği gösterildi. Bu bölümde ise Monod ve Dawkins’in “şans” olarak gördüklerinin de en iyi şekilde bilinçli bir tasarımla açıklanabileceği gösterilecektir. Bunun için sunacağım “fiziki olguların hassas ayarı delili” şu şekildedir:

 

  1. Evrende canlılığın ortaya çıkışı bazı fiziki olgulardaki çok hassas ayarlara bağlıdır.
  2. Bu fiziki olgulardaki hassas ayarların varlığının açıklamasını ya teizm ya da materyalist-ateizm yapabilir.
  3. Teizm fiziki oluşumlardaki hassas ayarları materyalist-ateizmden daha iyi açıklar.
  4. Sonuçta teizm materyalist-ateizme tercih edilmelidir.

 

Evrende canlılığın oluşmasını mümkün kılan fiziki olgulardaki hassas ayarlara ise aşağıdaki beş örnek verilebilir:

 

  1. Evrenin başlangıcındaki kritik madde yoğunluğu biraz daha az olsaydı evrendeki tüm madde dağılırdı. Eğer kritik madde yoğunluğu daha fazla olsaydı bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu.
  2. Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin kara deliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.
  3. Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu hassas ayar olmasaydı evrendeki düzensizlik hayata olanak tanımazdı.
  4. Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ile anti-protonlar ve nötronlar ile anti nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının anti-protonlardan ve nötron sayısının anti nötronlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.
  5. Canlılığın varlığı galaksinin içinde belli koşulları sağlayan Galaksi Yaşanılır Alanları’nın ortaya çıkmasına bağlıdır ve bu alanlar oluşmuştur.[1]

 

Bu beş maddedeki fiziki olguların hepsi canlılığın oluşumu için olmazsa olmaz şartlardandır. Bunlardan bir tanesini bile değiştirmemiz canlılığı imkânsız kılacaktır. Bunlar gibi canlılığın oluşumu için gerekli daha birçok olmazsa olmaz şartın aslında hesaba katılması gerekir; verilen beş örneğin geniş bir kümenin ufak bir dilimi olduğu unutulmamalıdır. Önceki bölümde ele alınan ve alınmayan doğa yasaları ile sabitlerdeki hassas ayarların oluşma olasılığının her birinin birbirleriyle ve fiziki olguların hassas ayarlarının her biriyle çarpılması gerekmektedir ki canlılığın ortaya çıkmasının imkânsız denebilecek düşüklükte bir olasılığa bağlı olduğu daha iyi anlaşılabilsin. Fiziki olgulardaki canlıların varlığını mümkün kılan tek bir hassas ayarı ele alarak, evrende ne derece olağanüstü hassas ayarların gerçekleştirildiğini göstermek istiyorum. Evrenin başlangıç entropisindeki olağanüstü hassas ayarı örnek olarak ele alalım. Entropi yasasına göre evrendeki düzensizlik anlamına gelen entropi, zamanın ilerlemesiyle tekyönlü olarak, geriye döndürülemez bir şekilde artar. Bu, zamanın başlangıcına doğru geri gittiğimizde sürekli entropinin düşmesi gerektiği anlamına gelir. Evrenin düşük entropili başlangıcı, hem galaksilerin ve Güneş sistemimizin hem de canlılığın oluşabilmesinin olmazsa olmaz şartıdır. Entropi yasasının yasa olarak varlığı da canlıların varlığı için olmazsa olmaz şartlardandır. Fakat bu yasanın varlığı başlangıç entropisinin düşük olmasının gerekliliğinden farklıdır. Bu yasanın varlığı evrenin başlangıcının düşük entropisini zorunlu kılmaz. Birincisi bu yasanın tasarımı, ikincisi ise evrendeki fiziksel bir olgunun tasarımıdır ve bunların her ikisi de canlılığın olmazsa olmaz şartlarıdır.[2]

Dünyanın en ünlü matematikçilerinden ve astrofizikçilerinden biri olan Oxford Üniversitesi’nden Roger Penrose, kendisinin hesapladığı evrenin başlangıç entropisinin hassas ayarını gösteren matematiksel betimlemeye, fizik biliminde bildiği hiçbir verinin yaklaşamayacağını söyler. Evrenin başlangıcındaki entropinin hassas ayarı, evrenin muhtemel sonunun entropisinden yola çıkılarak hesaplanır. Aslında evrenin başlangıcı, pekâlâ aynı hacimdeki bu sonun entropisine sahip olabilirdi. Böylesi bir durumda ne galaksimiz, ne dünyamız, ne de bu yazıyı yazan ve okuyanlar var olabilirdi. Evrenin başlangıç entropisindeki hassas ayarı hesaplayan Penrose, sonucu şöyle değerlendirmektedir: “Yaratanın ne kadar isabetle hedefini belirlediği görülüyor, yani doğruluk oranı şöyledir: ’de 1.”[3] Ortaya çıkan bu sayının iki üslü yazılma sebebi, bu sayıyı üssüz olarak yazmaya (1’in arkasına sıfırlar koyarak), evrendeki tüm hammaddenin bile yetersiz kalacak olmasıdır. Bu sayıyı üssüz olarak yazmak için evrendeki proton, nötron, elektron ve foton gibi tüm parçacıkların (ki bu parçacıkların sayısı 1090 kadardır) her birinin üstüne katrilyon (1015) tane sıfır yazsaydık bile; ancak 10105 tane sıfır yazabilirdik. Oysa 10123 tane sıfır yazabilmek için bu evrenimiz gibi milyon kere trilyon daha fazla evrene sahip olmamız ve o evrenlerin proton, nötron ve fotonlarını katrilyonlarca sıfır yazılabilen defterler olarak kullanmamız gerekirdi ki ancak evrenin başlangıç entropisinin hassas ayarını ifade eden, bahsedilen sayıyı üssüz olarak yazmayı başarabilelim. Başlangıç entropisindeki hassas ayarı ifade eden sayının 1’in arkasına sıfırlar konularak yazılmasının bile mümkün olmadığını göz önüne alırsak, başlangıç entropisinin “mutlu bir tesadüfün eseri olarak” bu şekilde oluştuğunu iddia etmenin ne kadar kabul edilemez bir açıklama olduğunu daha iyi kavrayabiliriz. Başlangıç entropisiyle ilgili bu olağanüstü düzenleme, tek başına, evrende canlıların varlığını mümkün kılacak şekilde çok hassas ayarların olduğunu göstermeye yetecek bir veridir. Evreni bilinçli ve kudretli bir Tasarımcı’nın eseri olmayan bir varlık olarak görenlerin beklentisi, bir düzenin bulunmadığı kaotik bir evren olmalıdır. Oysa var olan olgular, sıradan bir düzene bile değil, matematiksel kesinlikle gösterebildiğimiz olağanüstü düzenlemelere işaret etmektedir.

Olasılık açısından olması düşük (yani kompleks), hem de “belirtili” (“bağımsız” olarak var olan bir modelle eşleşebilen) olaylar tasarımı gösterir; bu kritere “belirtili komplekslik” (specified complexity) denir.[4] Burada sunulan argümanda olması çok çok düşük ihtimal olan hassas ayarlar, canlıların ortaya çıkması gibi “belirtili” bir olaya sebebiyet vermekte ve böylece bu kriter çok güzel bir şekilde karşılanmaktadır. Bu kriterin kullanımıyla tasarımın varlığını anlamaya hassas ayarların tasarımı göstermesi dışında şöyle bir örnek verebilirim: Elinizde şu anda okuduğunuz kitabın bilinçle yazıldığını (tasarım ürünü olduğunu), yani rasgele kelimelerin arka arkaya gelmesi veya mürekkebin dökülmesiyle rasgele oluşmadığını anlamanız, bu kelimelerin bir araya rasgele gelmesinin olasılık açısından çok düşük olmasıyla beraber bu metinden bağımsız olarak var olan Türkçe sözlerin ve Türkçe gramerin bu kitaptaki kelimeler ve cümlelerle eşleşebilmesi ile açıklanabilir. Mürekkebin rasgele dökülmesi veya bir matbaanın rasgele harfleri arka arkaya basmasıyla bu kadar çok Türkçe sözcüğün, Türkçe gramerine uygun şekilde bir kitapta buluşması mümkün değildir. Bu kitaptan “bağımsız” olarak Türkçe kelimeler ve Türkçe gramer vardır, yani “bağımsız olarak belirli” bir hedef vardır ve bu kitaptaki kelimelerin rasgele bir şekilde bir araya gelmiş olması olasılık açısından çok çok düşük ihtimale sahiptir. Buradaki kelimeler ve cümleler o hedefle eşleşebildiği için bu kitabın tesadüfi süreçlerle oluşmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu da kilit kavram olan “belirtili” olmak ile olasılık hesapları açısından gerçekleşmesi çok düşük olan (“kompleks” olan) bir olgunun bir araya gelmesinin neden bilinçli şekilde gerçekleştirilen tasarımı gösterdiğinin şu anda elinizde okumakta olduğunuz bir örneğidir.

Ateist anlayışı benimseyenler, gözlemcinin kendini var eden koşulları gözlemesinin seçici etkisiyle tasarım delilinden kaçılamayacağını (5. bölümde gösterildiği gibi) anlayınca, bu yaklaşımlarını “sonsuz evrenler veya çok-evrenler (multiverse) senaryoları” ile birleştirme yoluna gitmişlerdir. Buradaki amaç olasılıklarla ilgili ortaya çıkan sorunu, düşük olasılıkları sonsuza veya çok daha büyük bir kümeye kıyaslamak suretiyle önemsiz göstererek aşmaktır: Çok-evrenler varsa, bu evrenlerden biri olan bu evrendeki hassas ayarlara şaşırmamız gerektiği, çünkü çok-evrenlerden birinde bu olasılığın gerçekleşmesinin muhtemel olduğu söylenmeye çalışılmıştır. Richard Swinburne bu hususta şöyle demektedir: “Evrenimizin düzenliliğini açıklamak için bir Allah yerine sonsuzca başka evren varsaymak, mantıksızlığın en üst düzeyi gibi görünüyor.”[5] Bu yaklaşım, ateizmin müttefiki natüralist anlayıştan boşanması veya natüralizmin kendisini inkâr pahasına tasarım delilinin götüreceği sonuçlardan kaçınması anlamlarını taşır. Çünkü natüralist felsefenin ve metodun amacı, doğayı (doğa derken içinde bulunduğumuz evren kastedilir), sadece doğa içinde kalarak açıklamak, metafizik varlıklara ve hipotezlere başvurmamaktır. Oysa bu evren dışında sonsuz veya katrilyonlarca evren olduğu görüşü ne gözleme, ne deneye, ne de ciddi bir veriye dayanır. Aslında söylenmek istenen şudur: “Bu evreni yaratan, tasarlayan bir Allah’ın varlığını kabul etmek istemiyorsanız, çok-evrenlerin varlığını kabul etmek zorundasınız, çünkü bu evrendeki hassas ayarlar ancak çok-evrenlerle kıyaslanırsa önemsizleştirilebilir ve böylece tasarım delilinin götürdüğü sonuçlardan kaçılabilir.” Aslında ateizmin düştüğü bu durum çok ironiktir; Allah’ın merkezinde olduğu bir ontolojiden kaçınmak istenirken, “çok-evrenler senaryolarına dayanan metafizik ontolojilere sığınmak” tek alternatif olarak karşılarına çıkmıştır. Önceden sırf bu dünyanın içindeki olasılıklarla canlılığın ortaya çıkışını açıklamaya çalışırken, sonra bütün evrenin olasılıklarıyla canlılığı açıklamaya kalkmak, bu da olmayınca katrilyonlarca evrenlerin varlığını varsayan bir olasılık kümesine sığınmak aslında materyalist-ateizmin nasıl bir düşüş içinde olduğunu göstermektedir.

Çok-evrenlerle ilgili senaryolarda bir “evren üreticisinin” var olma ihtimali ileri sürülerek hassas ayarların tasarımı göstermesiyle ilgili sonuçtan kaçınılmaya çalışılmıştır. Bunu yapanlar, sabitlerdeki hassas ayarlarla ilgili sorundan kaçmak için bu evren üreticisi mekanizmanın farklı sabitlerde evrenler üretmiş olabileceği ihtimalini ortaya atmaktadırlar. Bahsedilen sabitlerin tutturulması için o kadar çok evren üretilmesi gerekir ki bu evrenleri üretecek enerjinin nereden geldiğini açıklamak gerekir ve hiç kimse bunu açıklayamamıştır. Ayrıca gerekli sabitleri tutturmak için sabitleri sürekli değiştiren bir mekanizmaya ihtiyaç vardır; bu mekanizmanın nasıl olacağını da kimse gösterememiştir ama böyle bir mekanizma olsaydı onun da hassas ayarlı olması gerektiğini çok rahat söyleyebiliriz. Hayali çok-evrenler senaryolarına topu atarak hassas ayarların gösterdiği sonuçtan kaçmak mümkün değildir.[6]

Hassas ayar argümanından kaçmak için sonsuz evrenler senaryosunu ortaya atanların yaptığının neye benzediğini bir örnekle açıklamak istiyorum: Binlerce rulet masası olan bir kumarhanede olduğunuzu düşünün. Size tüm rulet oyunlarının hileli olduğunu (sonucun önceden tasarlandığını) söylüyorum ve delil olarak binlerce masadaki yüz binlerce oyunun sonucunu önceden söylüyorum. Verdiğim sonuçlar doğru çıkınca, rulet oyunlarının sonucunun evvelden bilindiğine (tasarlandığına) kanaat getiriyor ve birisine bu olayı anlatıyorsunuz. Anlattığınız kişi ise bunun tesadüfen olabileceğini, eğer kumarhanelere giden birçok insan böyle bir tahminde bulunursa, birinin tutturma ihtimali olduğunu söylüyor. Bunun olasılık açısından imkânsız olduğunu gösterdiğinizde ise aslında sonsuz gezegenler olabileceğini, bu sonsuz gezegenlerdeki sonsuz sayıdaki kumarhanelerde böyle tahminlerde bulunan sonsuz sayıda kişiler olabileceğini, bunlardan birinin rasgele bir tahminle böyle bir sonucu yakalaması muhtemel olduğu için size kumarhanelerin rulet oyunlarının önceden bilindiğini söyleyen benim yalancı olduğumu, benim bunu rasgele başardığımı söylerse cevabınız ne olur? Diyelim sonsuz sayıdaki kumarhanelerin varlığına inandınız, binlerce rulet masasındaki yüz binlerce rulet oyununun sonucunu bilmemi yine de tesadüfle açıklamaya kalkar mıydınız?[7]

Ayrıca Allah’ın varlığına inanan biri için çok-evrenlerin varlığını kabul etmekte bir sorun olmadığını da belirtmek gerekir. Elbette bu evreni Allah’ın yarattığını kabul edenler için Allah’ın başka evrenler yaratmış olması da muhtemeldir ama çok-evrenler hipotezi bu evrende bu kadar çarpıcı şekilde gözüken tasarım olgusundan kaçmak için bir sığınak olamaz.

Kısacası modern bilimin verileriyle ortaya çıkan fiziki olgulardaki hassas ayarlar, evrenin başlangıcından canlıların oluşumuna kadarki süreçlerin bilinçle ve üstün bir güçle tasarlandığını göstermektedir. Bahsedilen bu tip hassas ayarlara karşı da tesadüfe, gözlemci olarak bizim bizi var eden koşulları gözlememize, bunlar da olmazsa çok-evrenlere atıf yapılarak cevap verilmeye çalışılmıştır. Bu bölümde ve bir önceki bölümde gösterildiği gibi hassas ayarların tasarımı göstermesinden kaçmak için başvurulan tüm bu girişimler başarısız olmuştur. Teizmin paradigması açısından olmasında şaşılacak hiçbir unsur bulunmayan fiziki olguların böylesine bir hassas ayara sahip olması, materyalist-ateizmin paradigması açısından oldukça şaşılacak ve beklenmeyecek bir durumdur. Bu ise teizmi materyalist-ateizme tercih etmemiz için önceki delillere ilave bir delil oluşturmaktadır.

 

[1] Bunlara örnekler için bakınız: Michael J. Denton, Nature’s Destiny, The Free Press, New York,1998; John Barrow-Frank Tipler, The Anthropic Cosmological Principle; John Leslie, Universes; Paul Davies, The Accidental Universe, Paul Davies, God and the New Physics, Simon and Schuster, New York, 1984.

[2] Caner Taslaman, “Din Felsefesi Açısından Entropi Yasası,” Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 30, İstanbul, 2006.

[3] Roger Penrose, Kralın Yeni Usu 3: Us Nerede, Çev: Tekin Dereli, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ankara 2003, s. 50-51; Roger Penrose, The Road to Reality, Jonathan Cope, Londra (2004), s. 728.

[4] William A. Dembski, No Free Lunch, Rowman and Littlefield Publishers, Lanham, 2002.

[5] Richard Swinburne, Tanrı Var Mı?, s. 60.

[6] Böylesi hayali bir evren üretme mekanizmasıyla neden hassas ayarlarla ilgili argümanın sonucundan kaçılamayacağı için bakınız: Robin Collins, “Tanrı, Tasarım ve İnce Ayar”, Allah, Felsefe ve Bilim, Ed: Caner Taslaman ve Enis Doko, İstanbul Yayınevi, İstanbul, 2014, s. 44-53.

[7] Caner Taslaman, Evrenden Allah’a, s. 136-137.

CANLILARIN TASARIMI DELİLİ
YASALARIN VE SABİTLERİN HASSAS AYARI DELİLİ

Bir cevap yazın