EVRENİN KEŞFEDİLEBİLİRLİĞİ DELİLİ

EVRENİN KEŞFEDİLEBİLİRLİĞİ DELİLİ

 

Kalbimizin atışına sözümüz geçmez ama yıldızlara ulaşır zihnimiz. Sonsuza kondurulmuş nokta kadar âciz ama noktalığımızda sonsuzu konuşacak kadar donanımlıyız. Evrenin müthiş büyüklüğü içinde Güneş sistemimiz bile bir nokta kadar, Dünyamız bu sistemin içinde, biz ise Dünyamız içinde bir noktacık hükmündeyiz. Bu kadar büyük bir âcizlik içinde insan zihninin kapasitesine; düşünmesi üzerine düşünebilmesine, kendisinin hücrelerinin içine hatta atomun içine varıncaya kadar mikroya nüfuz edebilmesine, uzaydaki kuyrukluyıldızlar üzerine araç indirebilmesine, tüm evrenin başlangıcı hakkında Big Bang gibi teoriler üretebilmesine şaşırmamak mümkün değil. Bu şaşkınlığımız tüm bunları mümkün kılan unsurları ele alıp irdeledikçe artar da artar.

Birçok bilim insanı daha önceki başlıkta ele alınan doğa yasalarının varlığı olgusunda olduğu gibi evrenin keşfedilebilirliği olgusunun kendisi hakkında da düşünmeden evreni keşfetmeye koyulurlar. Bu durumdaki bilim insanları ses telleri hakkında düşünmeden şarkı söyleyen şarkıcılar veya ayakları hakkında düşünmeden koşan atletler gibidirler; bunlar çoğu zaman şarkıları ve koşuları üzerine öylesine yoğunlaşırlar ki şarkı söylemeyi ve koşmayı neyin mümkün kıldığını düşünmek akıllarına bile gelmez. Ender olarak ses telleri hastalanınca veya ayakları sakatlanınca bunlar üzerine düşünseler de bu daha ziyade hastalığı geçirmeye çalışmak amaçlı bir objeleştirmedir. Ses tellerinin sesi nasıl oluşturduğu veya ayak fizyolojisinin detaylarına vâkıf olma veya bu özelliklere nasıl sahip oldukları bu objeleştirmenin hedefi değildir. Aynı şekilde bilim insanları evrendeki özellikleri keşfetme çabasına giriştiklerinde bunları keşfetmeyi hedeflerler; fizikçi, Higgs parçacığının (Tanrı parçacığı diye de anılmaktadır) varlığı hakkında bilgi edinmeyi veya biyolog hücre içindeki organellerin işleyişini çözmeyi hedefler. Fakat “Nasıl oluyor da bu parçacığı bulmamızı mümkün kılan matematiğin evrene uyması mümkün olmuştur?” veya “Nasıl oluyor da öyle bir evrendeyiz ki mikroskobu üretmemiz ve optik yasaları sayesinde hücre organellerini keşfetmemiz mümkün oluyor?” sorularını soranlar azınlıktadır (teist bilim insanları içinde bile).

Doğa yasalarının varlığı yanında evrenin keşfedilebilirliği mümkün olmasaydı yine bilim yapmamız mümkün olmazdı. Önceki başlıkta doğa yasalarının varlığının nasıl mümkün olduğuyla ilgili sorudan hareket ettik, burada ise evrenin nasıl keşfedilebilir olduğuyla ilgili soru hareket noktamız olacaktır. (Doğa yasalarının var olması da evrenin keşfedilebilir olmasının şartlarından biridir; bu konu önceden incelendiğinden burada bunun dışındaki şartlar ele alınacaktır.) Bilim yapılırken evrenin keşfedilebilir olduğu ümidi ile bilimsel çaba gösterilir, fakat bilimsel çabaların sonuçları evrende neleri keşfedebildiğimizi gösterse de evrenin nasıl böylesine keşfedilebilir bir yapıda olduğu sorusunun cevabı değildir. Bu konuyu ele aldığımızda da deneysel ve gözlemsel bilimin sınırlarından çıkıp temeller üzerine bir değerlendirme faaliyeti olan felsefenin alanına girmemiz gerekmektedir. Burada, teizmin, bilimi mümkün kılan evrenin keşfedilebilirliği olgusunu açıklama hususunda materyalist-ateizme tercih edilmesi gerektiğiyle ilgili bir delil sunacağım:

 

  1. İnsanlar çok yüksek seviyedeki âcizliklerine rağmen evrende oldukça önemli keşifler yapmaktadırlar.
  2. Evrenin keşfedilebilirliği ile ilgili bu olgunun açıklamasını ya teizm ya da materyalist-ateizm yapabilir.
  3. Teizm evrenin keşfedilebilirliğini materyalist-ateizmden daha iyi açıklar:

3.1 Çünkü evrenin keşfedilebilirliğini mümkün kılan önemli bir unsur olan matematiğin evrene uygunluğunu daha iyi açıklar.

3.2 Çünkü evreni keşfetmeyi mümkün kılacak yasaların var olmasını daha iyi açıklar.

3.3 Çünkü evreni keşfetmeyi mümkün kılan aletlerin yapılabilecek olduğu bir evrende yaşıyor olmamızı daha iyi açıklar.

3.4 Çünkü evreni keşfetmemiz için evrende bu kadar önemli ipuçlarının, delillerin varlığını daha iyi açıklar.

  1. Sonuçta teizm materyalist-ateizme tercih edilmelidir.

 

Bu argümanın birinci maddesi üzerinde teistlerle materyalist-ateistler çok rahatça uzlaşacaklardır. Evrenin büyüklüğü karşısında insanın konumunu ve insanın biyolojik yapısını inceleyen herkes insanın âcizliğini rahatça anlar. Buna karşın evrenin milyarlarca ışık yılı uzaklığında olan biteni inceleyebilmek ve dünyadaki milyonlarca canlıyı sınıflayabilmek gibi bilimsel başarılar da bu âciz insanın başarılarıdır.

Bu kadar büyük bir âcizlikle beraber milyarlarca ışık yılı uzaklığı ve etrafındaki milyonlarca canlıyı objeleştirip inceleyebilmek, teorilerle bu alanlara nüfuz etmek, teleskopla makroyu mikroskopla mikroyu gözlemin konusu yapabilmek gibi dev önemdeki olgular –ki bu olgular evrenin keşfedilmesi, yani bilimin yapılabilmesi demektir– bir açıklamaya muhtaçtır. (Ayrıca evrenin keşfedilebilir olmasının dışında insanın bu anlama faaliyetini nasıl gerçekleştirdiği de önemlidir. Bu önemli husus ise “fıtrat delilleri” başlığı altında, özellikle akıl, irade ve bilinçle ilgili başlıklar altında ele alınacaktır.) Tüm evrenin nasıl olup da böyle bir yapıda olduğunu açıklayan tüm evren hakkındaki kuşatıcı görüşler ancak bu durumun açıklaması olabilir. Bu müthiş olguyu açıklama hususunda, daha önceki önemli olgular hakkında olduğu gibi, rakip iki görüş karşımıza çıkmaktadır; bunlar teizm ve materyalist-ateizmdir.

Bu delilde de materyalist-ateistlerin itirazlarının yöneleceği madde üçüncü maddedir. Bir materyalist-ateist açısından üçüncü maddede sayılan hususları kabul etmek mümkün değildir. Çünkü bunlar kabul edildiğinde argümanın sonucu mantığın gereği olarak kabul edilmelidir. Burada sunulan delilin kritik maddesi üçüncü maddedir ve aşağıda bu kritik maddeyi oluşturan dört husus (3.1, 3.2, 3.3 ve 3.4’te belirtilen) açıklanacaktır. Bu ise bizi argümanın dördüncü maddesi olan “teizmin materyalist-ateizme tercih edilmesi gerektiği” sonucuna ulaştırmaktadır.

 

3.1’in Değerlendirilmesi: Matematiğin evrene uyması sayesinde evrenin ilk dönemleri hakkında konuşabilmemiz, bilgisayarlarımızı kullanmamız, cep telefonlarının işlemesi, uzaya uydular göndermemiz gibi birçok önemli bilimsel keşif ve teknolojik icat gerçekleşmiştir. Evrenin keşfedilebilirliği olgusunda matematiğin evrene uygun olmasının çok çok önemli bir yeri vardır. (Aslında bu konuyu müstakil bir delil olarak ele almak da mümkündür.) Bu olgu, matematiği evreni anlamada sürekli kullanan ama bu olgunun nasıl gerçekleştiğinin üzerinde durmayan birçok fizikçinin gözünden kaçsa da kimi ünlü felsefeci, matematikçi ve fizikçiler bu olgunun kendisinin bir açıklamaya muhtaç olduğunu fark etmişlerdir. Ünlü matematikçi ve fizikçi Eugene Wigner, “Mucizevi bir şekilde matematiğin dilinin fizik yasalarını formüle etmeye uygun olması, bizim anlayamadığımız ve hak edecek bir şey yapmadığımız mükemmel bir hediyedir” diyerek bu olgu karşısındaki şaşkınlığını ifade etmiştir.[1] 20. yüzyılın en sofistike ateisti olarak gösterilmiş olan Antony Flew, doğanın matematiğe uygun yapıda olmasını, ateizmi terk edip Allah’ın varlığına inanmaya başlamasının sebepleri arasında saymıştır.[2] 17. yüzyıl bilimsel devriminin en önemli isimleri Descartes, Kepler, Galileo, Leibniz, Newton gibi isimler matematiği Allah’ın evreni yazdığı dil olarak görerek bu konudaki yaklaşımlarını sergilemişlerdir.

Matematiğin kendisi hakkında temelde iki farklı yaklaşım sergilenebilir. Bunlardan birincisi keşifçi yaklaşımdır; buna göre evren var olmadan da matematiğin gerçeklikleri geçerliydi ve mümkün olan herhangi bir evrende de matematik geçerlidir, yani “3+7=10” ve “11, 13, 17 asal sayılardır” gibi ifadeler evrensel doğruları ifade eder. Diğer yaklaşım icatçı yaklaşımdır; buna göre matematik insan zihninin bir ürünüdür, biz aksiyomlardan matematiği üretiriz, bu yüzden evreni aşkın olarak matematiğin geçerli oluşundan bahsetmek anlamsızdır. Matematik felsefecileri ve matematikçiler arasında ciddi tartışmalara sebep olmuş bu konu hakkında –keşifçi yaklaşıma kendimi yakın hissetmekle beraber– bir görüş savunulmayacak, kısaca iki görüş de burada sunulan argüman açısından değerlendirilecektir.

Eğer keşifçi yaklaşım doğruysa evrenden bağımsız olarak matematik geçerlidir demektir. Burada soyut objeler olan matematiksel objelerin nasıl olup da evrene uyduğu sorusu karşımıza çıkmaktadır. Matematiksel doğruların mevcudiyeti ile evrenin matematiksel yapıya uygunluğu (evrenin keşfedilebilirliği için çok önemli olan) birbirinden bağımsız olgulardır. Matematiksel objeler tanımları gereği soyuttur, soyut yapıların ise en önemli özelliklerinden birisi nedensel ilişkiye girmemeleridir. Örneğin “3+7=10” soyut matematiksel bir işlemdir, ne 3 sayısı, ne 7 sayısı, ne toplama işlemi, ne de 10 sayısının kendisi nedensel olarak evrendeki bir şeyi belirler; sayıların kendisi ne cebinize 3 lira ne 7 lira koyar, ne de bunun toplamı olan 10 lira koyar. Soyut matematik evrendeki yapıları belirleyemiyorsa o zaman evrenden bağımsız olan matematiğin nasıl olup da evrene uyabildiği –bilimin yapılabilmesi için çok önemli olan bu olgu– çok önemli bir soru olarak cevaplanmayı beklemektedir. Materyalist-ateist yaklaşımın buna verebileceği bir cevabı yoktur ve bu durumu şanslı bir tesadüf olarak açıklamak ise hiç de tatmin edici değildir. Diğer yandan teizm, Allah’ın evreni matematiksel yapıya uygun yarattığını ve böylece keşfedilmesini mümkün kıldığını söyleyerek matematiğin evrene uygunluğunu açıklayabilmektedir.

Eğer icatçı yaklaşım doğruysa bu yaklaşım matematiğin insan zihninin bir icadı olduğunu söyleyebilir ama evrenin insan zihninin bir icadı olduğunu elbette ki söyleyemez. Matematik sadece insan zihninin bir icadıysa, evrene uyması, insan zihninin diğer bir icadı olan satrancın evrene uyması kadar anlamsız değil midir?[3] Peki, o zaman bilimi mümkün, evreni keşfedilebilir kılan bu uygunluk nasıl oluşmuştur? Higgs parçacığının önce teorik bazda ortaya konulmasını düşünün, böylesi teorik bir başarıyı mümkün kılan matematiğin gücüdür. Bu teorinin rehberlik ettiği ve milyarlarca dolar harcanan çalışmalarla 48 yıl sonra ise Higgs parçacığı teorinin gösterdiği gibi bulunmuştur.[4] İcatçı yaklaşımı benimseyen materyalist-ateistler, bu tip bilimsel keşifleri mümkün kılan matematiğin evrene uygunluğu olgusunu mutlu bir tesadüfe bağlarlarsa bu yaklaşımı tatmin edici bulabilir misiniz? Böylesine bir uygunluğu ve evreni anlamada bu kadar maharetli öngörülerde bulunabilmenin bununla sağlanmasını, mutlu bir tesadüfe bağlamak veya bu durumu açıklanması gereksiz bir olgu olarak değerlendirmek hiç de tatmin edici değildir. İcatçı yaklaşımı benimseyen teistler ise evrenin matematikle buluşmasını Allah’ın buluşturmasının bir neticesi olarak görerek bu önemli olguyu açıklamakta bir sıkıntı çekmezler. Sonuçta evrenin keşfedilebilir olmasında çok önemli bir olgu olan matematiğin evrene uygunluğu, matematiğe karşı ister keşifçi ister icatçı yaklaşım benimsensin, teizm tarafından materyalist-ateizmden daha başarıyla açıklanabilmektedir.

 

3.2’nin Değerlendirilmesi: Evrenin keşfedilebilir olmasını mümkün kılan öyle doğa yasaları vardır ki bu yasaların bu şekilde olmaması durumunda evreni keşfetme olgusu hiç mümkün olamazdı; görmeyi mümkün kılan optiğin yasaları buna örnektir. Bunun yanında evrende öyle yasalar vardır ki bunlar olmasa evrenle ilgili keşiflerin bir kısmı mümkün olamazdı; Doppler etkisi ise buna örnek olarak verilebilir.

İnsan gözü birkaç santimetre karedir ama bu gözle koskoca evreni görürüz; Güneş’imizden çok daha büyük yıldızları küçücük gözümüz yutar. Elbette bunda sihirli bir durum yoktur, fiziğin tarif ettiği optik yasalarının mevcudiyeti sayesinde çok çok büyük yapılar küçücük gözün içine girip görülür olurlar. Dikkat edin fizik, optiğin yasalarını tarif eder ama neden optik yasalarının var olduğu bir evrende bulunduğumuzu açıklamaz. Optik yasalar olmasa hiçbir bilimsel keşif mümkün olmazdı, hatta bu yasalar olmasa görme olamayacağından insan türünün varlığını sürdürebilmesinden bile bahsedilemezdi. Müthiş büyük evrende küçücük bir nokta olan insanın, tüm bu evren üzerine düşünebilmesini mümkün kılan unsurlardan birisi evreni görebilmesi, bu görebilmeyi mümkün kılan unsurlardan biriyse optik yasalarının varlığıdır. Küçücük bir noktanın tüm uzaya yönelebilmesini mümkün kılan böyle yasaların olmadığı bir evren mantıken mümkündür; doğa yasalarının bu şekilde var olması mantıken zorunlu değildir, nitekim ışığın olmadığı bir evrende optik yasalar hakkında konuşulamazdı ve hepimiz ışığın varlığının mantıken zaruri olmadığını biliyoruz. Doppler etkisi sayesinde ise dalga özelliği gösteren bir varlığın uzaklaştığını mı yakınlaştığını mı anlarız. Bir sesin kaynağının uzaklaşıp uzaklaşmadığını bu etkiyle anlayabileceğimiz gibi trafik polislerinin aletleri bu etkiye dayanarak araçların hızını ölçer. Kozmolojinin çok önemli bulgularından biri olan evrenin genişlediği ile ilgili gözlemsel veri elde edilirken bu etki sayesinde milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksilerin birbirinden uzaklaştığı tespit edilmiştir. Buna benzer yasaları kullanarak bilimsel birikim artar, fakat bilimin evrenle ilgili bu tip keşifleri için öncelikle böylesi yasaların mevcut olması lazımdır. Bilimsel çalışmaları takip edenler evrenin keşfedilmesini mümkün kılan buna benzer birçok yasanın mevcudiyetine tanıklık edeceklerdir.

Teizmin paradigmasına göre Allah, kendi kudret ve sanatının anlaşılmasına hizmet etmesi gibi sebeplerle evreni keşfedilebilir kılmıştır ve bu paradigma içerisinde optik yasaların ve Doppler etkisinin bu amaca hizmet etmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Fakat materyalist-ateist paradigma içerisinde evrenin bu yapıda olması hiçbir gayenin ürünü olarak değerlendirilmez, evrenin yasaları da süreçleri de gayesellikle ilgisizdir. O zaman bu kadar farklı yasanın evrenin keşfedilmesi sürecine böylesine hizmet etmesinin, teizmin ifade ettiği gibi gayesel bir düzenleme mi yoksa materyalist-ateistlerin ifade ettiği gibi mutlu bir tesadüf mü olduğu şıklarıyla karşı karşıyayız. Bu sorunun cevabını şu soruyu cevaplayarak da verebiliriz: Bahsedilen yasaların evrenin keşfedilmesine böylesine hizmet etmelerine bir teist mi bir materyalist-ateist mi şaşırmalıdır? Kimin paradigması içinde mevcut durum daha az şaşılacak bir durumsa doğru olması daha muhtemel açıklama odur. Burada teist açıdan şaşkınlık gerektiren bir durum yoktur, materyalist-ateist açısından ise bu kadar büyük âcizlik içinde insanın uçsuz bucaksız evrenle ilgili çok önemli keşifler yapabilmesi için bu kadar çok imkân çıkması çok şaşırılması gereken bir durumdur. Evrenin keşfedilmesinin böylesi birçok yasanın varlığına bağlı olmasıyla ve bu yasaların var olup da evrenin keşfedilmesine bu kadar katkı sunmalarıyla ilgili muhteşem olguyu anlamamıza teist paradigma makul bir açıklama sunuyorken materyalist-ateist paradigma bir açıklama sunamamaktadır.

 

3.3’ün Değerlendirilmesi: Matematiğin evrene uyması ve doğa yasalarının evrenin keşfedilmesine birçok imkân sunmalarının yanında evrenin keşfedilmesini mümkün kılan diğer çok önemli bir unsur bilimsel faaliyetlerde kullanılan aletlerdir. Örneğin teleskop ile mikroskobu ele alalım: Teleskop ile çok uzaklar hakkında bilgi edinmek mümkün oldu ve önce Güneş sistemimiz sonra ise evrenin çok daha uzak noktaları bilimsel keşiflerin objesi haline geldi. Mikroskop ile ise mikro dünyaya nüfuz edilebildi, çağdaş biyolojinin bugünkü haline gelmesini mümkün kılan en önemli icat mikroskoptur denebilir.[5]

Evrenin keşfedilmesini mümkün kılan en önemli araçlardan biri böylesi aletlerin üretilebilmesidir. Tüm bu aletler, bu tip aletlerin üretilmesinin mümkün olduğu bir evrende yaşamamız sayesinde üretilebilmektedir. İnsan ne kadar kabiliyetli olursa olsun, matematik evrene ne kadar uyumlu olursa olsun, doğa yasaları keşiflere ne kadar yardım ediyor olursa olsun, bunun yanında bu evrenin hammaddeleri hiçbir şekilde camın üretilmesine olanak tanımıyor olsaydı böylesi bir evrende teleskop ve mikroskop üretiminden bahsedemezdik. Bunun dışında evrenin hammaddeleri izin vermese ne bilgisayarlar, ne uydular, ne de parçacık hızlandırıcıları üretilebilirdi… Burada şu soruyu sormamız gerekir: Nasıl oluyor da öyle bir evrende yaşıyoruz ki evrenin bize sunduğu hammaddeler ve evrenin potansiyeli evreni keşfetmemizi sağlayacak çok önemli araçlar yapmamıza olanak tanımaktadır? Teizmin sunduğu anlayış açısından evrende evrenin keşfedilebilmesini mümkün kılacak aletlerin yapılabilmesinin mümkün olmasında da şaşılacak bir durum yoktur. Materyalist-ateizm açısından bu durum da mutlu bir tesadüftür. Burada da teizmin, bilimin yapılabilmesinin koşullarının mümkün olduğu bir evrende yaşıyor olmamıza materyalist-ateizmden daha iyi bir açıklama sunduğuna tanıklık ediyoruz.

 

3.4’ün Değerlendirilmesi: Evrenin keşfedilebilir olmasını sağlayan diğer önemli bir unsur, önemli keşiflerin yapılmasını sağlayacak birçok önemli ipucunun ve delilin evrenin bir yerlerinde keşfedilmeyi bekliyor olmalarıdır. Buna örnek olarak kozmik fon radyasyonunu ve canlıların vücudunda mevcut olan karbon atomunun izotopu radyokarbonu verebilirim.

Kozmik fon radyasyonu 20. yüzyılda keşfedilmiştir; bu radyasyon, bütün evrene yayılmıştır, Big Bang teorisini doğrulamaktadır ve evrenin ilk dönemleri hakkında önemli bilgiler vermektedir. Evrende bir noktacık hükmünde olan insanın bütün evrenin kökeni hakkında konuşabilmesinde ve ilk dönemleri hakkında keşiflerde bulunmasında böylesi bir ipucuna sahip olunması önemli rol oynamıştır. Radyokarbon, canlıların vücudunda bulunan karbon atomunun bir izotopudur; bu izotopun sahip olduğu fiziki özellikler sayesinde arkeolojik kazılarda bulunan hayvan ve bitki fosillerinin, ağaç parçalarının, derilerin tarihlenmesi mümkün olabilmektedir. Bu tarihlendirme işlemi canlı türlerinin kaç yıl önce dünyamızda yaşadıklarını ve arkeolojik kazıda bulunan medeniyetlerin kaç yıl önce dünya sahnesinde yer aldıklarını anlayabilmemizde önemli rol oynamıştır. Evrenin keşfedilmesi sürecinde bunlara benzer birçok ipucu değerlendirilmiştir. Bilim bu ipuçlarından hareketle hedefine yönelir ama “Neden böylesine ipuçları var?” sorusu bunlardan faydalanılmasından bağımsız olarak cevaplanmayı bekleyen bir sorudur. Sorumuzu şu şekilde sorabiliriz: Çok âciz bir canlı türü olmamıza rağmen evrenle ilgili çok önemli keşifler yapmamızı sağlayan ipucu ve delillerin evrende mevcut olmasının açıklaması nedir? Bu durumu, bilinçli bir düzenlemenin neticesi gören teizm, bu hususta da materyalist-ateizmden daha başarılı bir açıklama sunmaktadır.

Kısacası evrenin keşfedilebilmesi; matematiğin evrene uygunluğu (3.1), bazı doğa yasalarının keşifleri mümkün kılması (3.2), evreni keşfetmeyi mümkün kılan aletlerin yapılabildiği bir evrende yaşıyor olmamız (3.3) ve bu keşifleri mümkün kılan birçok ipucu ve delilin var olması (3.4) gibi birçok olgunun birleşimiyle mümkün olmaktadır. Bu olgu, materyalist-ateizm açısından hiç beklenmeyecek bir durumken, böylesine denk gelişlerin bilinçli şekilde oluşturulduğunu ifade eden teizm açısından bunda beklenmeyecek bir durum yoktur. Kuran’ın evren üzerine düşünmeye sevk eden yüzlerce ayeti teizm açısından evrenin keşfedilebilmesinin neden beklenen hatta arzu edilen bir husus olduğunun en güzel bir örneğidir. Bu ayetlerin insanlara hitap ettiği dönemde evrenin keşfedilmesini önemseyen bilimsel bir kültürün yaygın olmadığı da hatırlanmalıdır. Kuran’ın evren üzerine düşünüp sonuçlar çıkarmaya teşvik eden ayetlerine örnek:

Üzerlerindeki göğü nasıl yaptığımıza bakmazlar mı; onu süsledik, onun hiçbir eksiği gediği de yok. Ve yeryüzünü nasıl yaydık; ona dağlar yerleştirdik ve gönül açan her türü yetiştirdik.[6]

Evrenin keşfedilebilmesinin (bilimin yapılabilmesinin) nasıl mümkün olduğunu gösterme gibi önemli bir konuda daha iyi açıklama sunduğu için teizm materyalist-ateizme tercih edilmelidir. Artan bilgimiz bizim gücümüzü gösterir ama aynı zamanda bize âcizliğimizi haykırır; burada sunulan argüman bu durumun neden paradoksal olmadığını açıklamaktadır. Çünkü Allah’ın sınırsız gücü ve müthiş yaratışları karşısında âciziz ama yaratıcımız evreni böylesine keşfedilebilir kıldığı için uçsuz bucaksız evrendeki noktacık hükmünde olan varlığımız ve âcizliğimize rağmen evreni keşfedebiliyoruz.

 

[1] Eugene Wigner, “The Unreasonable Effectiveness of Mathematics in the Natural Sciences”, Communications in Pure and Applied Mathematics, Vol: 13, No: 1, Şubat 1960.

[2] Antony Flew, There Is A God: How The World’s Most Notorious Atheist Changed His Mind, Harper Collins, New York, 2007, s. 96-112.

[3] Caner Taslaman ve Enis Doko, Kuran ve Bilimsel Zihnin İnşası, İstanbul Yayınevi, İstanbul, 2015, s. 79.

[4] Caner Taslaman, “Tanrı Parçacığı: Felsefi Bir Değerlendime”, Felsefe Dünyası, No: 56, 2012, s. 78-93.

[5] Mikroskobun sebep olduğu bilimsel devrim için bakınız: Catherine Wilson, The Invisible World Early Modern Philosophy and the Invention of the Microscope, Princeton University Press, Princeton, 1995.

[6] 50-Kaf Suresi 6-7.

EVRENİN POTANSİYELİ DELİLİ
YASALARIN VARLIĞI DELİLİ

Bir Cevap Yazın